Her gün yeni bir gündür. Bazı günlere ise politik anlam yüklenmiştir. Ve 365 günlük takvim yaprağında anlam yüklü günlerin sayısı çok fazladır. Kim bilir bizim için sıradan bir gün, bir başka toplumda özel bir gün de olabilir.

Mesela bildiğimiz “21 Mart”a birçok anlam yüklüdür. Toprak uyanmış, bahar tüm coşkusunu saçmaya hazırdır artık. Navruz, Newroz, Naaruz… Dönence sürecinde yeni bir aşama; yeni bir günün, uyanışın sembolüdür… Alevi inanç geleneğinde Hz. Ali’nin doğumu olarak yorumlayan yöreler de vardır. Bizde de öyleydi. Navruz Cemi yapılıp helva dağıtılırdı.

21 Mart bir de Dünya Şiir Günü olarak kutlanır. Şairin sesi çıksın, şiir daha çok yayılsın istenir. Bir de 21 Mart 1966’dan beri Birleşmiş Milletler tarafından Uluslararası Irk Ayrımı ile Mücadele Günü olarak tayin edilmiştir. Bereketli bir gündür 21 Mart vesselam…

Bir takvim yaprağına bu kadar anlamın yüklendiği gün sayısı sanırım çok azdır. Ama ben tüm bunlardan ayrı olarak 21 Mart’ı Aşık Veysel’in öldüğü gün olarak bilirim. İlginçtir. Köyde ilkokuldaydım. O süreçte Aşık Veysel’i türküleriyle yeni tanır olmuştuk. Zaten âşıkları türküleri kulaklarımıza ulaştığında bilip öğreniyor olmamız bizim için yenilikti. Aşık Veysel’in de o sıralar “Güzelliğin on para etmez” parçasını yeni türküsünü öğrenmişiz. Köyde bir ya da birkaç radyo varsa, meşhur olan türküler de radyo aracılığıyla ağızdan ağza yayılır; kalıcı kılmak için defterimize de yazardık.

Güzelliğin on par’etmez
Bu bendeki aşk olmasa
Eğelenecek yer bulamam
Gönlündeki köşk olmasa


O gün etraf karlı ve hava da çok soğuktu. Öğretmen sınıfa girmeden evden getirdiğimiz tezek ve arasında bir parça odun ile tutuşturulan sobanın etrafına kümelenmiştik. Kimi ıslanan çorap ve paçasını kurutmaya, kimi de soğuktan büzüşen ellerini açmaya çalışıyor. O gün müzik dersi var mıydı bilmiyorum. Çünkü biz ders programı bilmezdik. Öğretmen hangi defteri çıkarın derse onu açardık. Hepi topu eksik fazla iki üç defter ya da kitabımız vardı. Sobanın başında ısındığımız yerde “ben müzikte Âşık Veysel’in türküsünü söyleyeceğim, başka kimse söylemesin ha” diye kendimi garantiye almaya çalıştığımı hatırlıyorum. Kastettiğim “Güzelliğin on para etmez” diye başlayan türküydü. İyicene ezberlemişim. Köyde yeni duyulmuş ve öğrenilmiş bir türkü. Değişik türkü söylediğimizde öğretmen daha iyi puan veriyor. Ben onun derdindeyim.

Kim okurdu kim yazardı
Bu düğümü kim çözerdi
Koyun kurt ile gezerdi
Fikir başka başka olmasa


Sobanın başında çorabını kurutan Hasan Şentürk “Aşık Veysel öldü ki” dedi. Hasan’ın babası Almanya’daydı ve evlerinde radyoları vardı. Haberlerde dinlemişler. Aşık Veysel’in öldüğünü benim gibi hayretle karşılayanlar da vardı. Ben onun türküsünü söylemek istediğimi ifade ederken ölüm haberini duymuş olma hali de çok garibime gelmişti. Sonra öğretmenimiz Mehmet Fidan sınıfa girdi. Derse başlamadan önce duyup bildiğimiz önemli olaylar olup olmadığını sordu. Aşık Veysel’in ölüm haberi üzerine kimse köyde şu şunu demiş, şunun kümesine tilki girmiş türü köyün alışıldık olaylarından bahsetmedi. Günün olayı Aşık Veysel’di. Öğretmenimiz de Aşık Veysel’in ölümünü doğruladı. Aşığın hakkında bilgi verdi. Görmeyen gözlerde sürdürdüğü yaşamından dolayı da çok üzüldük. Üstümüze bir soğukluk çöktü.

Senden aldım bu feryadı
Bu imiş dünyanın tadı
Anılmazdı Veysel adı
O sana aşık olmasa


Aşık Veysel, 1984 yılında Şarkışla’nın Sivrialan köyünde doğdu. Yedi yaşında çiçek hastalığı nedeniyle gözlerini kaybetti. Babası âşık ve âşık şiirlerine çok ilgi gösteren biriydi. Oğlunu kendisiyle birlikte âşıkların bulunduğu yerlere götürdü. Karanlık dünyasını aşması için ona kırık da olsa bir saz aldı. Çamşıhlı Ali Ağa saz çalmayı öğrenmesinde Veysel’e yardımcı oldu.

Veysel’in de içinde babası gibi âşıklara ve âşık şiirine büyük ilgi vardı. Pir Sultan, Karacaoğlan başta olmak üzere bereketli Sivas toprağının âşıkları da Veysel için hem öğretici hem de esin kaynağı oldu. Âşıklardan özümsediği ezgi ve söz ustalığını kendi şiirini oluşturmada kullandı. En önemli insan uzuvlarından biri olan gözünü kaybetmiş olması, kuşkusuz onun hayatını tek başına zor kılmaya yetiyordu.

Ülke seferberlik halindedir ama Veysel asker değildir. Anne ve babası Veysel’i evlendirir. İki çocuğu olur. Biri daha on günlükken ölür. Karısı evlerinde hizmetli olarak çalışan biri ile kaçar. İkinci çocuğu da, eşi evini terk ettikten sonra ölür. Yaşadığı bu acı olaylardan sonra da Veysel önce babasını sonra da annesini kaybeder.
Âşık Veysel’in ikinci eşi Gülizar’dır. Karayaprak köyünden evlendiği Gülizar’la istikralı bir yaşam sürmeye başlar. Veysel’in saz ve söz ustalığı yakın coğrafyasının dışına açılır. Dost ve âşık meclislerinde şiirlerini okur, çalıp söyler. Sivas’ta öğretmenlik yapıp aynı zamanda halkbilimci olan Ahmet Kutsi Tecer, Halk Şairlerini Koruma Derneği’ni kurmuştur. Tecer, âşıkları içine alan geceler düzenler, yarışmalar yapar. Aşık Veysel’in varlığını da bu süreçte keşfeder ve onu hak ettiği yere taşımaya çalışır.

Âşık Veysel, Mustafa Kemal Atatürk için özel bir şiir yazmıştır. Bunu bizzat sunmak için 1933 yılında Ankara’ya yollanır. Kimi kaynaklar Âşık Veysel’in üç aylık yaya yolculukla başkente ulaştığını yazar. Mustafa Kemal’le buluşamaz ama Ankara’ya kadar ulaşması Veysel’in içli olduğu kadar anlamlı güzel şiirlerini daha geniş kesimlere ulaştırma kararlılığının bir adımı olur. Gazetede şiiri çıkar. Halkevinde konser verir. Sesi radyo da duyulmaya başlar. Günü gelir Köy Enstitüsü’nde saz dersleri dahi verir.

Âşık toplantılarında, dost sohbetlerinde çok şiir dinlemiş ve ezberleyip özümsemiş kendi duyarlılığının derinlerinden aşk hali ile anlamlı olduğu kadar çok güzel şiirler yazmıştır. Elbet Veysel’in okuma ve yazması yoktur. Veysel köyünden uzaklara gittiğinde nasıl ki köyünden kendisine eşlik eden biri var ise şiirlerini de dikte ettirip yazdırdığı birileri hep olmuştur. Âşık Veysel temel insani duyguları (aşk, hüzün, gurbet, dostluk, doğa sevgisi, kıskançlık, nefret vs.) halk şiiri tarzında ustalıkla işlenmiştir. Şiirlerini ilk olarak Ümit Yaşar Oğuzcan “Dostlar Beni Hatırlasın” adıyla toplu olarak 1970’de çıkarmıştır.

21 Mart, 1973 yılından itibaren yani 47 yıl önce bugün Aşık Veysel’in adıyla onun anısına da çokça anılır oldu. Bir kez de buna vesile biz olduk. Söz uçar, yazı kalır… Âşık Veysel’in insanın yüreğine dokunan ve yazıya dökülerek kalıcılaşmış o kadar çok şiiri var ki ozanı anmak ve yaşatmak için herhalde bundan daha iyi bir anıt da olamaz.

Gün ikindi akşam olur
Gör ki başa neler gelir
Veysel gider adı kalır
Dostlar beni hatırlasın

 

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner40

banner45

banner39

banner44

banner56