ALEVİLİĞİN KÖKENSEL SORUNU ÜZERİNE

Alevilik üzerine yapılan yanlış tartışmalardan biri Aleviliği salt din-inanç yada kültürel bir gelenek boyutuna indirgeyerek Aleviliğin kökenine ilişkin ileri sürülen düşüncelerdir. Kimileri Aleviliği İslam ve Ali ile başlatırken, kimileri Zerdüşt’le, kimileri de Şamanizm’le başlatır. Erdoğan Çınar gibi kimileri de işi- gerek kitaplarındaki, gerekse Arguvanhaber sitesinde ortaya koyduğu düşüncelerinden anladığımız kadarıyla- Sümerlere kadar götürebilmektedir.


Alevilerin bir inanç geleneği olarak algılanan en büyük etkinliği cem törenleridir. Aleviliğin kökenine ilişkin sorun da cem törenlerinin kökenine ilişkin sorunla dolaysız bağıntılanır. Başka bir deyişle, cem törenlerinin ne zaman ve nerede ortaya çıktığına verilecek yanıt Aleviliğin kökenine ilişkin yanıtı da oluşturmaktadır. Bu düşünce temelde yanlıştır; çünkü öncelikle belirtmek gerekir ki Alevilik; bir din, bir mezhep yada kültürel bir gelenek değildir; Alevilik, din-inanç bağlamında kimi ritüelleri, söylemleri, kimi eski kültürel gelenekleri içerse de temelde devrimci materyalist, felsefi bir dünya görüşüdür. Bundan dolayı da Alevilik ancak belli bir tarihsel dönemle, toplumun tarihsel bir aşamasıyla  anlamlandırılabilinir. Diğer yandan bugün uygulanış biçimiyle esas olarak 16 yy. itibariyle belgelenebilen cem törenleri, diyelim ki Sümerlere kadar farklı kavimlerin, toplulukların, halkların törenleriyle kimi benzeşim göstersin, buna karşın bu törenler mahiyet olarak birbirinden temelde farklıdır; onun için de şu dönemde de cem töreni yapılıyordu diye Aleviliğin kökenini farklı tarihsel aşamalara çekmek son derece yanlıştır. Böyle bir düşünce Aleviliği dar bir inanç kalıbının yada kültürel geleneğin içine sokarak kendi sosyal gerçekliğinden saptırır. Her şeye karşın Aleviliği salt inanç boyutuyla ele alsak bile, bu inancı, ne Sümerlerin inancıyla ne de tek tanrılı inançlarla bağdaştırmanın olanağı yoktur. Ancak inanç boyutuyla günümüz tek tanrılı dinler ile Sümerlerin inançlarını bağdaştırabiliriz.

Belirtmek gerekir ki günümüzde sürdürülen bir çok inancın, dinsel ritüel ve törenlerin, gelenek, görenek ve adetlerin ilkel kavimlere kadar uzanan tarihi bir arka planları vardır. Bu kültürel unsurlar zamanla değişik mahiyet ve biçimler alsa da birçoğu günümüze kadar varlığını sürdüregelmiştir; özellikle dini inançlarda bunu rahatlıkla izleyebiliriz. Bunlardan biri “adak-kurban” inanç geleneğidir. Bir diğer temel inanç anlayışı tanrı inancıdır.

Sümerlerin tanrı-insan ilişkilerindeki temel anlayışın, evrenin ve insanın yaratılışına ilişkin inancın, Sümer tabletleri ile Tevrat ve Kuran’ı karşılaştırdığımızda günümüz tek tanrılı dinlerle örtüştüğünü rahatlıkla görebiliriz. Sümer inancında evrenin tanrılar tarafından sudan yaratıldığı anlatılır. Ve yine kendilerine hizmet etsinler diye bu su ve balçıktan insanın yaratılışı da anlatılır. Bu aynı yaratılış olayı ve insanların tanrılara kulluk etmek için yaratıldığı inancı Tevrat ve Kuran’da da geçer. Bu bağlamda Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam inancının Sümerlerin inançlarının bir devamı niteliğinde olduğunu söyleyebiliriz. Buradaki tek fark Sümerlerde tanrıların çokluğudur. Ancak Alevi inancında böyle bir yaratılış olayı ve tanrı-insan karşıtlığı yoktur. Yunus’tan günümüz alevi ozanlarının devriyelerine göz atarsak insanın tanrı yada tanrılar tarafından bir yaratılış olayını ve insan-tanrı karşıtlığını bulamayız. Tam tersine tanrı-evren-insan “bir”liğini, vahdetini buluruz. Alevi inancında bir yaratan ve yaratılan yoktur, bir cevherden (hava,su,ateş ve toprak) değişim-dönüşüm olayı vardır. Bütün evreni tanrılaştıran Alevi inancında; tanrı bir umman, insan ise o ummanın bir katresidir.

Alevilerin bu felsefi materyalist yorumunu ne Sümerlerde bulmamız olası nede İslam ve diğer dinlerde bulmak olanaklı; ancak kimi eski Yunan filozoflarında bulabiliriz. Bir yönüyle de Mısır papirüslerinde geçer. Kuran’a İdris peygamber olarak geçen Hermes Tut adını taşıyan terzi Hermes’in sonraki birçok düşünceye ışık tutan düşüncesi şuydu: İnsanlar ölümlü tanrılar, tanrılar ölümsüz insanlardır.

Tanrı, evren ve insanın ve bu varlıklar arasındaki ilişkilerin kavranılması ve yorumu doğaldır ki buna uygun tapınmaları, ritüelleri, dinsel törenleri de beraberinde getirecektir. Sümerlerin yada en son din olan İslam dinine mensup Müslümanların kime ve niçin tapındıklarını biliyoruz, peki Aleviler kime ve niye tapınırlar biliyor muyuz? Aleviliğin kökenini Sümerlerde, Arabistan’da, Orta Asya’da yada İran’da arayanların bildiğini sanmıyorum. Bilmeleri için ozanlarımızı iyice bir dinlemeleri gerekecek.

Tüm yukarıdaki kısa açıklamaların yanında belirtmeliyiz ki Aleviliğin inanç boyutunda kimi ritüelleri,sembolleri, izahatları varsa da Aleviliği Alevilik yapan karakterisliği “Kırklar Meclisi” ve “Rıza Kenti” söylencelerinde ortaya konulan tüm hiyerarşiden azat, tüm farklılıklardan azat, tüm doğaüstü düşüncelerden azat, insanın tüm kulluk ilişkilerine son veren tam bir toplumsal eşitliğe dayanan devrimci materyalist felsefi dünya görüşüdür. Bu dünya görüşü teorisi ve pratiğiyle ilkin Anadolu’da Baba İlyas’la, Hacı Bektaş Veli ile, Baba İshak’la ortaya konulmuştur. Dolayısıyla Aleviliğin kökenini İslam’da , Sümerlerde yada başka yerlerde aramanın hiçbir bilimsel yanı yoktur; olsa olsa bir fantezidir.
 
Kazım Eroğlu

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

YORUMLAR
kenan eren
kenan eren - 6 yıl Önce

kazim bey alevilik yeniceri ocaginin temeli olan haci bektasi velinin Anadolu aleviligiyle sinirli degildir selamlar

rüstem ari
rüstem ari - 6 yıl Önce

merhaba ates günes hava su toprak in kutsalligi zerdest kürtlerinin felsefesidir

banner40

banner45

banner57

banner39

banner44

banner56