ARGUVAN YAZISINDA

PAYLAŞILAMAYAN BİR DAĞ'IN ÖYKÜSÜ

ALİ AĞANIN (ALA DAĞIN ) DÜZÜNÜN BEREKETİ

yaşamın hikâyesi

Var olduğun âlemde varlığınla

Varlığına eşlik eden canlı cansız varlıklarla

Değerini bildikçe varsın

Eski Arguvan çarşıda girişte Abdurahmanın gahvehanesini geçenden sonra çarşının orta yerinde bir gahvehane vardı...Cılız Mahmutun gahvesi derlerdi.

İçerisi tıka basa yaşlı Arguvanlılarla doluydu...

Caddeden baktığında kapı açıkkan mağ direkleri görülürdü.Alçak tavan ve sıgaradan sararmış mertekler ve gaçah tütün dumanı caddeye doğru savrulurdu.

Yaklaşık 15 masalı Arguvanın en büyük gahvehanesiydi.

Çok eskiydi Arguvanın ilk göz ağrısı bu gahvehane taa Nahiye Müdürü Mustafanın zamanından beri vardı.

Burda arada bir derin mevzular ve siyasette konuşulurdu.

Müdür Mustafanın açıklarını bilen dava takipcisi Bemereli Şahbaz oğlunun

Müdür Mustafaya baskı yaparak Arguvanın en bereketli toprağı olan Ali ağanın düzünden hazineye ait tam 50 dönümlük araziyi nasıl ele geçirdiği konuşulduğunda bütün yaşlılar pür dikkat dinlerlerdi.

Bu gahvehanede bol duman ,sinek ve öksürük vardı

Sinekler hep uyuşuk ve sarhoş gibiydi .Kanatları açık kızgınlıktan geri geri gider birden öne doğru hızla gelir sonra masalardaki ıslanmış şekerlere saldırırlardı.Şekerden olsa gerek milletin gözü önünde masaların üstünde çiftleşirlerdi...

Arada bir cebinden yağlığını çıkaran yaşlılar anıllarındaki teri silenden sonra ,burunlarınıda silip yağlığı çeket cebine atarlardı.

Gahvehanenin sol köşede Atatürk ve İsmet inönünün resmi ve altında ''...Şafak atana kadar Ankarayı beklerim Tan yeri ağarmaya başlayınca içim rahat başımı yastığa korum.Bilirimki İsmet uyanmıştır..'' K.Atatürk...imzası vardı

Bu yazıyı her okuduğumda içimden ''..vay be .. '' derdim....

Arguvan yazısının en görkemli tepesine ;Yüksekliği ve heybetinin şanına yakıştığı için '' Aladağ..'' Aslında bir tepeydi aladağ ,

Morhamam,Mamahar parçiken,Aşağı ve Yukar sülmenli köy arazilerinin teğet geçtiği ''..Aliağanım düzü ... '' adını osmanlılar zamanunda karayük livasında Ali ağa dan alır.Bu gözlerin alabildiği düz araziye el koyup yıllarca nimetini yiyen bu zatın sırtını osmanlıya ve isaköyde Hantebir beğlerıne dayaması zalimlikte sınır tanımaması kendi sonunuda hazırlar.

Zalimliği ile tüm yörenin korkulu rüyası olan bu zat: Ali ağa denilen şahış, Atmadan gelip Karhöyükde içgüvey olarak yerleşen Ali Lülezadedir.

Etrafında birden çok adam beslediğinden dolayı çevrede güçlü heybetli ve zalimliği ile tanınmış eşkiya çetesidir.

Civar köylülerden ileri gelenler bu adamın zulmünden kurtulmak için;

Mezirmede oturan , okur yazar olan , Osmanlı döneminde orduda görev almış, hatda Yemen savaşında yer almış olan " Yemenli lakaplı Abidin'in" yanına giderler, dertlerini anlatırlar ve bu zalim adamdan nasıl kurtulmanın yollarını sorarlar, Yemenli Abidinde durun bu adamı devrin padişahına şikayet arzuhali ile bilgi verelim diyerek , bir dilekce yazdırırlar, dilekcenin sonunda şu satırlar yazmaktadır,

"Ya derdimize derman

Ya katimize ferma

yada göğyüzüne merdüvan......

Diye biter, dilekce .....

Aradan bir zaman geçer , arzuhal padişaha ulaşır, gönderilen askerler tarafından Ali ağa alınır , doğru Yusufun zindanı çekiye bağlı deli mehmetler mezrasına götürülüp, Yusufun zindanına atılır, orada da ölür, Ali lülezade. Yemenili Abidin efendinin mektubu ile Malatya sancaktarından ağır ceza alır ve Ali ağanın saltanatı yıkılır.

Aladağın tam orta yerinden başından başlayan ve taa yılgınlı dereye kadar gelen derin bir cızıh vardır ; Bu cızıh insan döşü ortasındaki çizgiye benzer ve Sanki başsız bir pehlivan koca ovanın orta yerinde ,oturuyormuş gibi hayellerim ne zaman bu dağı görsem hep aklıma bu cüsseli pehlivan gelir.

Bir seferinde sabaha karşı haceylin Enter motorla Kanber ağabeyle Aliağanın düzünden geçip şehere getmiştik.Yıl 1972

Motorun dik eksozundan savrulan ateş çıngıları koyu yeşil çordik kümeleri.arasından çifter çifter fırlayan bağırtlaklar anlaşılmaz tek bir ses çıkarıyorlardı ''guyok..'' diye.

Bıldırcınlar far ışığında aptallaşıp sarı bursa ekinlerin içine düşüyorlardı.

Aladağın tam başına gelmiş kervan gıran yıldızı bir taç gibi dağın zirvesini süslüyor gün ışıyıncs kayıp oluyordu.Ülger ,terazi yıldızları güneş doğmaya yakın gözden kayıp olunca ; yıldızlarla süslenmiş dağın şirin görünümü oturmuş başsız pehlivana dönüyordu.

Bir pöçüğü Hacıguyunun yokuşuna dayanan kısmına köylüler kamyonla şehere gederken hayran olup aha buralar 1938 de bir teneke sarı bursa buğda seksen kırat buğda olmuş ''.. bire seksen ..'' derlerdi

''..Seksen veren..'' tarlalar avuç içi gibiydi kurtlar kuşlar insanları ve .Parçikenin katır ,davar ,mal sürülerini taa gara gışa gadar doyururdu....

Aliağanın düzüne bizim köyden sadece irabanın gelini Satı giderdi dört eşek yükü dağ gibi çordiği tan yeri ağarırken yüklerdi.İrabanın gelini Hacı Hasanın Satı ; Roman kahramanları gibiydi.Tütün sarır türkü söğlerdi gür sesi vardı Aladağın düzünün bereketinden övgüyle bahsederdi...

Dersim Çemişgezek ,Arguvan topraklarını Bir birinden ayıran Tahir çayının bir kolu ta Aliağanın düzünden geçen yılgınlı dere ile fıratla az ötede kesişir .Sülmenlinin yılgınlı deresi Aladağın düzünde zülfikar şeklini alır.Yılgınlı dere içi dört mevsim yeşildir adam boyu yılgın otlarının arası iri çakıl taşları ile doludur.

Burda ababil guşlarının yuvaları vardır seslerindeki tiz ürkütücüdür bırakın insanı o dereye eşekler bile ürker girmezlerdi.

Ganlı piyerde sele kapılan Süleyman ağanın gardaşı Hüseyinin ayaklarındaki çarıkları yılgınların arasında bulmuşlardı.Fırata yaklaştıkca yılgınlı derenin ürkütücü görünümü Aliağanın düzünden başlardı.....Aliağanın düzü bu çirkinlikleri göstermezdi sanki eteğinin altında gizlerdi .Baharda züvan gaygana ve kerrküç otlarının kokusu ekin tarlalarının görünümü hereke halılarının deseninden dahada güzeldi.

Atma goçaryon dağındsn Aliğanın düzü öyle şirin görülürdüki Yukarı Sülmenliye yerleşmiş Kürt Daşöğ bu şirinliği anlatırken çok mutlu olurdu...

Yutkunarak anlatır Parçıken' den aldığı o düzlüğün sarı bursa buğdasının bulgurunun aş yağı ile yapılan pilavındaki hikmeti överdi hep....

Ali ağanın düzünde kuzgunlar çok yüksekten uçar.Derelerdeki hayvan leşleri onlar için bulunmaz bir nimettir.Bir kalem cızığı şeklinde kıvrıla kıvrıla cizgiler birleşir .Fırata doğru uzanan bu derelerin içi kurtlar guşlar için bereket saçar .Yılın her mevsimi çok az da olsa çorak su birikintileri vardır ..../...

Devamı ikinci bölümde ...Hasan çavuş,Manışların Satı bacı ve Gazıcı Rızanın Hacı ,şıhlıların Hüseyin Çamur , Aşçı Memet ve Ektirden dede Yusubun iki kızının sele kapılıp ölmesi bu dağın etrafında öldük


Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner40

banner45

banner39

banner44

banner56