DUTLARIN DİBİNDE ASKER YOLLAMAK VARDI
(ASKERE UĞURLAMA GELENEĞİ)
 
                                                                                               Hüseyin ŞAHİN
 
Dutların dibi… On kadar dut ağacı vardı. Kocaman gövdeleri, senelerin izlerini taşırdı.
Köyün Aşağı mahallesinde “Dükkan” denilen iki gözlü, kerpiçten, düz damlı yapının hemen
yanı başındaydı. Buradan Arapgir- Malatya şosesi geçerdi, yolun bir kısmını Karakaya barajı sularının bastığı l984 yılına kadar köylü boş zamanlarında burada toplanırdı.Birara da köy kahvesi-dükkan olarak hizmet sunmuştu. Şimdilerde boş, harabe durumda buraları… Dutlardan da üç-dört tane kalmış. Dutların Dibinde, hemen dükkânın yanındaki boşlukta kışları ceviz oynardık. Yere bir küçük daire çizer, ortasına küçük bir çöp, onun üstüne de madeni bir yermibeşlik koyup, karşısında 10-12 adım uzaklığa çizilen çizgiden başlardık elimizdeki cevizleri paraya atmaya, eğer parayı düşürüp, daireden dışarıya gitmesini sağlamışsak kazanmış olurduk. Bazen de yaşlı dutların gövdesinden kabuklarını kopartır, ateş yakardık kış günleri. Az mı pantolon, ceketimiz yanmadı bu ateş başında…
 
         Dutların Dibi, hem bir araya gelinip oturulan bir özel yer, hem de oyunların oynandığı bir oyun alanı gibiydi. Şehre gideceğimiz zaman arabayı burada bekler, eve bir şey lazım oldumu dükkana alışverişe buraya gelirdik.Hele askere gidecek varsa, buradan asker yollamanın hüznü, sevinci, gururu bir başka yaşanırdı.
 
         Askerlik zamanı gelen gençlerin “Çağırı pusulası” muhtarlığa gelir. Kimler bu devre askere çağrılmışsa hemen duyulur, böylece gençleri evlere davet etmeler başlar:
 
     -Gurban olam Ali, Memet öbür arkadaşlarınıza da söylen, akşama bize davetlisiniz.
        -Tamam, bibi akşama gelirik, zahmet etmişsiniz, gibi konuşmalarla davet yapılır, akşama
Askere gidecek olan gençlerin yanı sıra köyden diğer arkadaşları da davete katılırlar.Çeşit çeşit yemekler hazırlanmıştır; dolmalar, sarmalar, etli pilav, kömbe…
 
         Neşe içerisinde yemekler yenilir. Çoğu zaman sofrada bir şişe de rakı bulundurulur.Bir yandan rakılar içilir, bir yandan türküler çağırılır:
 
         “Otuz üç gün oldu asker olalı
              Ana ben ölürüm sen geleneçe
          Var mı benim gibi bahtı karalı
              Baba ben ölürüm sen geleneçe”
 
Bu bir asker türküsüdür. Öyküsü de anlatılır; Arguvanlı bir genç askere gitmiştir.Askerde hastalanır, epey bir süre hastanede yatar.Ancak bir türlü iyileşemez, yaşamını kaybeder. Kara haber sılaya tez ulaşır. Ağıtlar yakılır.”Otuzüç gün oldu asker olalı” diye başlayan bu türkü aslında bir ağıt olarak kuşaktan kuşağa aktarılarak yaşatılmaktadır.
 
Türküye genelde bir kişi başlar, diğerleri ise koro halinde türkünün bir yerinden katılırlar. Arguvan türküleri bir başkadır; sevda, aşk, ızdırap, gurbet ve sıla özlemi bu türkülerin ana temalarını oluşturur. Kadehler ardı ardına içilirken, askerliğini yapmış olanlar anılarını tazelerler, içten “off” çekenler olur. Bu hüzünlenmeler başka bir türküyle dağıtılmaya çalışılır:
 
“Gırmzı güllerin sarı tohumu-le le gelin tohumu tohumu
  Yayla serinidi alamadım uykumu uykumu- lele gelin uykumu
   Eğer gurbet ele gider gelmezsem-gelmezsem
   Esen rüzgarlardan alın kokumu- le le gelin kokumu”
 
Muhabbet koyulaştıkça türküler ardı ardına söylenir. Askerliğini yapmış olanlar bir bakarsınız, asker adayı gençlere takılırlar:
 
         -Hele şurdan su çengelini getirin hele, şunlara tüfek tutmasını öğretek, gittiklerinde zorluk çekmesinler…
 
       İçlerinden biri gider ya çeşmeden eve su taşınırken kullanılan iki uçunda zincirleri olan çengeli getirir ya da bir metrelik bir sopa bulur getirir. Önce tüfek nasıl tutulur, rahat-hazırol nasıl olur, nasıl yürünür, sağa-sola nasıl dönülür uygulamalı olarak kahkahalar içerisinde öğretilmeye çalışılır. Ardından askere gidecek gençlerden bu hareketleri tekrar etmeleri istenir.
 
     -Rahat
     -Hazırol… Sağa dön…Sola dön… Uygun adım marş…
 
       Komutlar kahkahalar eşliğinde ard arda verilmeye başlanır. Asker adayı gencin acemi hareketleri neşeyi iyice tırmandırır.Muhabbetler eğlenceler gece geç vakitlere kadar devam eder.
 
                                             ***
 
       Davetler gençlerin askere yollanacağı güne kadar sürer gider. Bazen öyle olur ki bir yemek vaktinde yoğunluktan dolayı iki-üç eve bile gidildiği olur. Önemli olan hatır saymaktır. Davete icabet lazımdır. Bu hafta içerisinde konuşmaların ana konusu hemen hemen hep aynıdır; askerlik… Acemi birliğinde bir yere seçip götüreceklerse hemen parmak kaldırın, kaçmayın… Kaçarsanız hep sizi götürürler…Gittiğiniz gün hemen hemşeri bakın, çok faydası olur… “Ahhh benim bir Malatyalı hemşerim vardı Ahmet Çavuş, bizim manga gomutanıydı.Çok iyiliğini gördüm çook…”
 
                                             ***
 
       Artık günler su gibi gelip geçmiş, köyden ayrılma günü gelip çatmıştır. Ertesi sabah dutların dibindeki meydandan askerler uğurlanacaktır. O akşam köylüler gençlerin evine akın ederler.Bu ilk uğurlamadır. Uğurlamanın büyüğü sabahleyin olacaktır.Sabahleyin gençler erkenden kalkarlar, ilk önce Aşağı mahallede bulunan Celal Abbas Ziyaretine gider niyazda bulunurlar. Sonra ise kahvaltılar yapılır. Yavaş yavaş Dutların dibi meydanlığında toplanılır.Uğurlamalarda bazen sık olmasa da davul-zurna getirildiği de olmuştur.
 
       Vakit gelmiştir. Gençler aileleriyle, yakınlarıyla ve meydana toplaşmış köylüleriyle teker teker vedalaşırlar. Büyüklerin elleri öpülür, muhabbetle kucaklaşmalar olur. Vedalaşma sırasında gençlerin cebine para konulur. Buna “asker harçlığı” denilir.. Uğur getirirmiş. Almamak olmaz… “ Anaların özü yufka olur” derler, gözleri hemen buğulanır, ardından ağlamalar başlar. Kolay değil, gurbete oğul yollamak.Hem gurur vardır bu ağlamalarda hem de uzun sürecek hasretliğin hüznü… Sıkı sıkı sarılırlar, kucaklar.Bir yandan da “ Yolun açık olsun, sayılı gün çabuk gelir geçer.Haydi uğurlar olsun” diye de gözlerinden akan yaşı silerken sözler söylerler oğullarına…
 
       Askere gidecek olanlar ve meydandaki köylüler, yolda bekleyen minibüsün acı acı çalan korna sesiyle kendilerine gelirler. Yolculuk başlayacaktır, bu kornanın anlamı.Analar babalar çocuklarına tembihte bulunurlar, “Varır varmaz kıtana mektup yaz, aman ihmal etme… Parana sahip çık, perişan olursun sonra…” Gençler minibüse biner, oradakilerden biri elinde tuttuğu bakraçtaki suyu minibüsün ardından serper: “Yolunuz açık olsun, güle güle gidin güle güle gelin..” Gençler meydandakilere el sallarlar, meydandakiler de onlara. Bu durum minibüs gözden kayboluncaya kadar sürer. Ondan sonra, köylüler asker ailelerine:
 
       - Yolları açık olsun, Allah kavuştursun, diyerek evlerine dönerler.Artık bundan sonra askerin ilk mektubu ya da telefonu beklenecektir. İlk mektup çok önemlidir. İlk mektup askerden haber geldi demektir. Mektubu getirene “Müjde” getirdi diye hediyeler verilir. Mektup birkaç defa okunur: “ Ben iyiyim, rahatım” sözleri ise rahatlatır aileleri.
 
           Dutların dibinde askere yollanan gencin dönüşü büyük özlemle beklenir artık.
 
 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner40

banner45

banner39

banner44

banner56