HALK MÜZİĞİNDE GENÇ BİR YORUMCU: SEVAL EROĞLU
 
Müzik kültürümüzde farklı zaman dilimlerinde popüler kültürün yansıması olan farklılıkların ortaya çıkması kaçınılmaz bir durumdur. Bunda içinde yaşanılan kültürel çevrenin etkisinin bulunduğu gibi, çok kısa zamanda tüketilen çeşitli müziklerin de bu yönelimde etkisi bulunur.Ancak halk müziği geleneği içerisinde türkülerimiz-deyişlerimiz geleneksel süreç içerisinde kuşaktan kuşağa taşınarak yaşatılmaktadır…
 
            Özellikle çocuğun kültürlenme sürecinin başında o toplumun bir üyesi olarak, aynı davranış kurallarını öğrenmesi, aynı müziği dinlenmesi… gibi bir çok kültürel yapılandırma öğesi, öğrenmeyi daha da gelenekselleştirerek kalıp davranışlara kadar götürebilmektedir. Çocukluğunu köyde geçiren hemen her çocuk söğüt dalından yapılmış bir çalgıyla tanışmıştır. Kentte ise bu oyuncak müzik aletleriyle olduğu gibi, ailenin/bulunduğu sosyal çevrenin durumuyla ilgili olarak değişiklik gösterir.Yine, çoğunlukla kırsal bir yörede yetişen çocuk baharda iki ağaç kabuğunun arasına birkaç ot koyup üfleyerek, ilk müzik aletini yapmayı ve çalmayı öğrenmiş olur. Bağlama ve Cura sazı öğrenip-çalmada da içinde yaşanılan kültürel çevrenin önemi büyüktür.
 
Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür; Malatya’nın Arguvan yöresi denildiğinde ilk akla gelen türküleri ve deyişleridir..Hemen her hanede en az bir bağlama sazın bulunması olağandır.. Çünkü, yüzyıllardır taşıdığı ezgiler bağlamanın telinde dile gelmiştir. Düğününde sazla çoşmuş, cem törenlerinde ibadetinde zakirin elindeki bağlamadan deyişler, duazlar, mersiyeler söylenmiş, onun ezgisiyle semahlar dönülmüştür. Onun içindir ki, çok sayıda sevda, gurbetlik, sıla, hasretlik vb. konulu türküler Anadolu’nun diğer birçok yöresiyle de etkileşime girerek taşınmaya-gelecek kuşaklara aktarılmaya devam edilmiştir. Yine, icra edilen cem törenlerinde ezgilerin varlığı, bağlamanın bu ibadette önemli bir eleman olarak bulunması, ona bir nevi kutsiyetin verilmesini sağlamıştır. Böyle bir kültür çevresinde belirli bir yaşa kadar yaşamış olan birey, bu müzik kültürünü kendiliğinden oluşmuş bir davranış kalıbı olarak algılayarak yaşam tarzının parçası haline getirir çoğu zaman…
 
            Arguvan yöresinden bir çok şair ve aşık çıkmıştır; Derviş Muhammed, Aşıki, Şah Sultan, Seyit Meftuni, Aşık Hasan Hüseyin Orhan… “Arguvan’da herkes türkü söyler, saz çalar” dersek yanlış olmaz…Birçok da sazıyla sözüyle türküler, deyişler okuyanlar…
Yazımıza konu olan genç bir yetenek, genç bir yorumcudan söz edeceğiz; Seval Eroğlu…Dünya’da ilk kez türküler adına festival düzenlenmişti Arguvan’da… Bir çok usta yorumcu sazıyla-sesiyle buluşuyordu Arguvan’daki dinleyicisiyle…Bir genç kız vardı…Elinde bağlamasıyla… Seval EROĞLU… Sazını almış çıkmıştı işte sahneye; 6. Arguvan Türkü Festivali’nde gördüm onu.. Sazına öyle hakim bir duruşu var ki, bunu sesiyle de bütünleştiriyor:
 
            “Çadırın kurmuş da karşıki dağa
             Korkuyum üstüne yağmur kar yağa
             Sen güle hasretsin ben nazlı yarâ
             Gel seninle gidek de gülşenli bağa
 
                    Sen güle hasretsin de ben nazlı yarâ
                    Ben nazlı yarâ da neydem ben nazlı yarâ
                    Haksız ben nazlı yarâ aman…”
 
            Seval, Arguvan’ın Aşağı Sülmenli köyüne uzun yıllar önce Hekimhan’ın Ballıkaya(Mezirme) Köyünden göçen “Dedeler Kabilesi”nden… Buraya yerleşen aileden Kamber Ağa’nın oğlu Ahmet Ağa (Seval’in dedesi); Malatya ve bir çok yörede talipleri olan, sazıyla çalıp-söyleyen, cem icrasında bulunan Şah İbrahim Veli Ocağından bir Alevi Dedesi’dir. Ahmet Ağa’nın 1973 yılında hakka yürümesiyle dedelik geleneği çocuklarının gurbete çıkmalarının ardından sürdürülmemiştir. Ahmet Ağa’nın oğlu Seval Eroğlu’nun amcası Nesimi Eroğlu Ahmet Ağa’dan sonra saz çalma geleneğini sürdürmüştür.
 
            Yasemin, Demet ve Seval üç kardeş…Babaları   Kasım Eroğlu 1951 doğumlu olup, aile 1979 yılından itibaren İstanbul’da yaşamaktadır. Seval’in ailesinin de yıllardır Türk Halk Müziği ile haşır neşir olduğunu söyleyebiliriz. Ablası Yasemin Eroğlu da kendisi gibi müzikle ilgilenmektedir ve özellikle Orta Anadolu türkülerine ilgi duymaktadır. Seval, bir söyleşimiz de babası Ebul Kasım Eroğlu’nun geçmişte uzun hava formundaki eserleri, annesi Halime Eroğlu’nun ise Türk Sanat Müziği eserlerini okuduğunu da belirtmektedir .
 
Seval Eroğlu, ailenin en küçük üyesi… 1984 yılında İstanbul’da doğmuş…Kendi deyimiyle çok küçük yaşlarda 9-10 yaşlarında bağlamayla tanışmış ve onu bir daha yanından ayırmamış… “ Akrabalarımın ve ailemin de müzikle ilgilenmesinin neticesinde(belki biraz da dedeler kabilesinden olduğumuz için) çalıp söylemem gerektiğini fark ettim ve kendi kendime çalıp söylemeye başladım.”   diye anlatıyor Seval halk müziği ile tanışmasını…
 
Seval’i Arguvan Türkü Festivali’nde tanıdım…Ancak, onun bağlamayı çalma tekniği, türküleri kendine özgü okuyuşuyla yorumlaması; bende “İşte türkülerin usta yorumcusu... Türküleri gelecek nesillere taşıyacak bir ses” düşüncesinin oluşmasını sağladı. İlk türküsünü okuyup bitirdiğinde alandaki dinleyiciler beğeniyle alkışlıyorlardı… Yeniden başladı çalıp-söylemeye;
 
 “Bana gül diyorlar neme güleyim
Ağlamak şanıma düştü neyleyim
Ellerin Çiçeği allı yeşilli
Şu benim çiçeğim soldu neyleyim
….
Pir Sultan Abdalım hü kırklar, yediler
Bu yolu erkânı onlar kurdular
Allah verdiğini almaz dediler
Bana verdiğini aldı neyleyim”
 
                                             ***
 
O, sadece 9-10 yaşlarında tanıştığı bağlama çalmasını öğrendiği kadarıyla bırakmamış, 2003 yılında İTÜ Devlet Konservatuarı Ses Bölümünde aldığı akademik öğrenimle de kendini geliştirmiştir.Üniversite yıllarında “Erdal Erzincan Bağlama Orkestrası”na solist ve bağlama icracısı olarak girmiş(2007), aynı yıl İstanbul’da geleneksel olarak düzenlenen “Arguvan Türküleri Ses Yarışması” birinciliğini kazanmıştır.
 
Seval Eroğlu’nun sazıyla-sesiyle yorumladığı bir deyiş daha paylaşalım;
 
            “Şu dünyada Adem oğluyum dersin
            Yeme el malını er geç verirsin
            Haramı helali durmadan yersin
İğneden ipliğe sorarlar bir gün
 
            Karşıdaki dağlar ulu dağ olsa
Etrafı da mor sümbüllü bağ olsa
Ağa olsa paşa olsa bey olsa
Yakasız gömleğe sararlar bir gün
 
Eydir HÜSEYNİ’ yem konup göçersin
Ecel şerbetini bir gün içersin
Sen Sırat Köprüsün nasıl geçersin
Emelin sırtına vururlar bir gün”
 
                                            ***
 
           Genç yorumcu müzik çalışmalarında hep bir yenilik ve gelişim içinde bulunmuştur. Bu çalışmaların bir kaçını aktarmak istiyorum:
 
► T.R.T İstanbul Halk Müziği Gençlik Korosu’na birincilikle hem ses hem saz bölümünden
      giriş (2007)
► T.R.T İstanbul Radyosu Konserine konuk sanatçı olarak katılış (2008)
► İ.T.Ü Devlet Konservatuarı Ses Eğitimi (İngilizce) Bölümü’nden dereceyle mezuniyet (2003-2008)
► Araştırmacı Göktan Ay başkanlığında İ.T.Ü Derleme grubuyla Soma ( Manisa) Derlemeleri (2008)
► Derviş Muhammed, Ahmed Aşıki ve Şah Sultan (Arguvan’lı üç ozan) hakkında saha araştırması(2008)
► Sanatçı ve Araştırmacı Muharrem Temiz’in hazırladığı Arguvan Ezgileri- II kitabında derleme ve notaya alma çalışmaları (2008)
► İ.T.Ü TMDK Türk Halk Müziği Topluluğu (Erol Parlak-2008)
►Türkü Türkü Türkiyem (İ.T.Ü TMDK) Topluluğu (2007-2008)
► İ.T.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Müziği Ana Sanat Dalı Yüksek Lisans Programı (2008- …)
           İnsan, genç bir sanatçının bu kadar yoğun bir tempoda çalışması karşısında mutluluk duyuyor. Arguvan türküleri, deyişleri-duazları onun bağlamasında ve sesinde yeni bir yoruma kavuşuyor… Sadece bir yöre türkülerinden, deyişlerinden değil, Anadolu’nun hemen her yöresinden okuyor Seval… Bu da onun haklı bir yere gelmesindeki etkenlerden biri…
            O, niye türkülere-deyişlere bu kadar çok eğilimi olduğunu ve neden böyle bir yola koyulduğunu özgeçmişini kaleme aldığı yazısının bir bölümünde vurguluyor:
 
“Bu topraklarda yaşayan insanların benim için büyük önemi var… Kim olursa olsun, inancı ne olursa olsun… Ve türkülerin içine girdikçe insan kendini keşfediyor ve belki de kendisine ayna tutuyor…İnsanca yaşamanın en büyük izlerini deyişlerde görüyorum...(…)Deyişlerin yaşama ait birçok gizemi içinde barındıran birer cevher olduklarını düşünüyorum(…)İnsanoğlunun var olduğu süreç içerisinde iletişim için müzik nasıl önemli bir araç olduysa bugün de barış ve sevgi mesajları için o derece önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü müzik duyduğun zaman da, ürettiğin zaman da yüreğinde hissettiğin bir şey….”
 
            26-27 Temmuz 2008’de Malatya’nın Arguvan İlçesinde geleneksel olarak düzenlenen 6.Arguvan Türkü Festivali’nin ardından, “Türkü Festivali”nin genel değerlendirmesini yapan Kamber Yıldırım’ın www.arguvanhaber.com ‘da 31 Temmuz’da yer alan yazısının bir yerinde ; “… Seval Eroğlu ve Battal Çıplak’ı ayırdığım sanılmasın. Seval, kültürümüzün geleceğinin garantisi, geleceğin türkü yıldızı olacak. Bu iddia değil, herkesin ortak görüşü. İzlemeye devam edin” demektedir… Bu yorumun üstüne daha ne demeli… Seval Eroğlu’nun  bu beklentileri boş çıkartmayacağını, daha da çalışarak çok yollar alacağını; hem okuyuş hem bağlamayı çalma tekniği hem de araştırma-derlemeci yönüyle de halk müziğine katkılar sağlayacağını bilmenin huzuru içindeyiz. Sayın Kamber Yıldırım’ın dediği gibi “O’nu izlemeye devam edin”…    
 
 
 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner40

banner45

banner39

banner44

banner56