NAYNA’NIN ÖLMÜŞ SARI ÖKÜZÜ NASIL ETLİ PİLAV OLDU


Arguvan’ın güzel insanları sizler her biriniz bir yıldızsınız, sizleri andıkca öykülerinizi yazdıkca kalbim yıldızlarla doluyor ne kadar çok yıldız birikiyor kalbimde, yoksulluklarınız, sesleriniz, ağıtlarınız bir film şeridi gibi zaman tunelinin uğultusu içinde gülümseyerek izliyoruz. Biliyorum yoksulluğun öğünülecek bir yanı yohtur ama sizler tarihe, yoksulluğa kafa tutacak kadar onurlu insanlar olarak yazıldınız, kendi emeği ve alın teriyle bunca acıya, çileye aldırmadan yürüdünüz ya; sizin onurunuz tay dağından yücedir…
Çok güzel insanlarımız olduğu gibi toprağımız ve anılarımız da var. Yoksul insanların hayat hikâyeleri, geçmişleri ve anıları sırça köşkte oturanların anılarından daha güzeldir.
Konusu biraz yüzeysel de olsa, yaşanmış bir kültürün, yoksullukla dolu bir geçmişin anılarından bir kesit olması, insanı geçmişiyle yüzleştirmesi açısından sizlere kalemimin yettiğince bir durum öyküsü olarak sevgi ve saygılarımla sunuyorum.
Dilleri şirin, yüzleri güleç, acı ve tatlı günlerini paylaşan bu güzel insanlara selam olsun. Hakka yürüyen, öyküde adları geçene tüm büyüklerimize rahmet olsun…
 
 * * *
 Yazıdan yabandan işler bitmiş, el çekilmiş, köy meydanındaki piyerin suyundan buhar çıkmaya başlamış, el ayak üşüyüp dağdan getirilen çekmeler söbelere atılmaya başlamıştı. O yıl ekinler ehvan aşlıh gıttı, arpadan yapılan unlar peteklere basılmış çeki dağının başını erkenden sis bürümüş, çeki dağından gelen yel zehmerinin zehirli dili gibiydi, dağlara kar karelemiş, el ayak buyduruydu. Gara Hasan gonağın penceresinden Nayna’ya, “Mehircan soğukları başladı, bahçalarda sebzeleri yahtı geçirdi” diye seslendi.
 
 Yıl 1942, Ektir hiç böyle acı yaşamamıştı...
 
Dede Yusub’un gardaşı Hüseyin’e Hiseyin derlerdi. Gımıl’ın iki gözü amme gızı yetere âşık olduğu seneydi, Havuşoğullarının gapısında iki örme boyu derinliğindeki kör guyuya Haccatur bakır bahracını su çekerken düşürmüş, “İki mucur un vereceğim kim barhacımı çıharırsa” dediğinde yeni nişanlanmış Dede Yusub’un gardaşı Hiseyin, “Ben çıharırım” deyip guyuya enmiş. Bahracı gurtarıp, kendiside daşlara basa basa çıharken guyu uçmuş, guyunun daşları körpüleyince Hiseyin ölmemiş ses gelmiş, “Ula ümmeti müslüman yoh mu beni gurtarın!” diye avazının çıhtığı gadar bağrır...  Abüsef, Yusup, itiöğ, Güdöğ, Çatal gafa, Aziz, Celal kürekleri çekmişler Hiseyin’i gurtarmak için çalışırlarken... Hiseyine tam yaklaşmış son daşları alırken guyunun bir daha uçması sonuncu Hiseyin feci şekilde ölmüş... Ektir heç böyle acı yaşamamıştı... Hiseyin’in gafası ve bütün gemikleri gırılmış, cesedi çıkarıldığında ağıt ve çığlık sesleri yoharı köyden duyuluyormuş. Salacasında nişanlısı Gımıl’ın gızı Yeter “ölem ölem” diye feryat etmiş. Feryatı figan içinde toprağa vermişler…

 * * *
 Hiseyini toprağa verdiklerinin danesi günüydü, Halimenin gocası Memet, Sülöğe, “Ula duyduğuz mu?” diye seslendi. Davut, Memiş gonağın penceresinden gafasını çıharıp, “neyi ula?” dedi. “Nayna’nın sarı öküzü ölmüş” dedi. “Ola ne deysin Allah’ını seversen, essah mı?” dedi. “Vallah” dedi Memed, ekledi, “Ola depe gibi öküzdü, onun gibi çüt süren, saban çeken öküz görmemiştim. Çorah’ta tarlaları nasıl cızardı, dağ gibi harmanları ezerdi, bu möhütte ben beyle öküz görmemiştim” dedi. Duyan eşiten ne oldu ola nasıl oldu deyi Nayna’nın gonağın gapısında toplamışlar. Nayna da onlara, “Biz de anlamadıh, ahşam yemledim, suyunu verdim, yoharı çıhtım. Sabah vardım ki dört ayağı yoharı gelmiş, garnı şişmiş, ölnüş, şaştıh galdık” dedi.
Davut Memiş, Sülöğ, Abüsef, Gımıl, İtöğ, Güdöğ Çatal Gafa Nayna’yı teselli ediyler, “gelen mal başına gelsin, canığız sağ olsun” diyorlardı Yusub’u. Ziya’nın getirdiği örme ile sarı öküzün arka ayaklarını bağladılar, sekiz kişi omuzlarından aşırdıkları örmeye asılarak, sarı öküzü ağ guyunun dereye sürüdüler. Nayna nerdeyse ağlayacaktı, hayvanın gözleri açık getti. Gımıl, “göz değdi” diye ilendi içinden. Öküzü sulamaya gederken Gımıl hep sarı öküze bahar hayran olurdu, “ula bu öküz gibi bir öküzüm olsun gırh ata bedel” derdi, bu da Nayna’nın gözünden gaçmazdı. Davut Memiş de hep, “Ula bu Gımıl’ın gözü kötüdür, bu öküzün üstünde gözü galdı” derdi.
Öküzü dereye sürükleyip gözden gayıp olmuştu ki.. İbolot’un itleri Ektir tarafına burunlarını dikip derin derin gohlamaya ve ürümeye başlamışlardı. İbolot itlerin bu ürümesinden şüpelenmişti, Ektir tarafını golaçan etmeye başladı. Ağ Guyunun dereye doğru geden itlerle barabar gendi de getti. Gözlerine inanamadı, gocaman bir sarı öküz... El ayak üşüyü, güz günü, hava da gar havası var, soğuk... Hemen elindeki bıçakla öküzün garnını deşti,  içini boşalttı, bacaklarını, belini şelek yapıp sırtlayıp eve getirdi. İbolot hep böyle yapardı; ölen malları, geçileri, goyunları eve getirir, parça parça eder, bucak damında merteklere asar, bir gış boyu yerdi. Avradına, “Cennet, ne güzel eti var, depe gibi öküzdü, Ektir’de ölmüş Ağguyunun dereye sürüklemişler bir gış bize yeter” dedi.
Danesi gün köyde Mekköğ öldü, çevre köylerden duyan eşiten herkes Mekköğ’ün cenazesine geldiler. Hasan Çavuşun gardaşı olan Mekköğü tanımayan yohtu, çoh galabalıhtı, Sobalar gurulmuş dışarısı soğuktu, Hasan Çavuşun gonah dolmuş taşmıştı, yer yohtu, Misafirler acıhmıştı, herkes üçer beşer misafirleri öğün vahtı evlerine götürüp ağırlıyorlardı. İbolot da Ektir’den akrabasının taziyesine gelenlerden yedi sekiz kişiyi davet etti, gahtılar İbolot öğlerine düştü evine götürdü... Gapıdan girer girmez avradı Cennete seslendi... Gız cennetttt misafirlere güzel bir etli pilav yap dedi. Misafirleri Gımıl, Çatal Gafa, Bıldik, Abüsef, İtöğ, Ali Metin, Gara Hasan şaştılar, bir birlerine bahtılar. Çoh acıhmışlardı, etli pilavı duyunca sabırsızlaştılar. Az geçmeden ocakta gavrulan etin gohusu odayı sarınca eyice içleri geçmeye başladı. Derken bir tepeleme tava etli pilav, çimşir gaşıhlar, sofra guruldu. İbolot, “Eeee, haydın buyurun” deyi misafirleri davet etti sofraya. Misafirler çimşir gaşıhlarla pilavi iştahla yediler. Gımıl, “Emme güzel olmuştu ola, tıha basa doyduk” dediler. “Helalı hoş olsun” dedi İbolot. Misafirler musade isteyip gahdılar, Ektir’e doğru yollandılar.
İbolot onlar gedenden soğra ben bu öküzün etnin bu gadar lezetli olacağını bilseydim kellesini de alır gelirdim dedi garısı cennete,.. cennet ey adam gelen bize bir gış yeter, çoh bahılı bir öküzmüş daha gencimiş dedi... İbolot Naynaın öküzü bütün goğşuları öğmeynen bitiremiyi bir de bayramda yaparsın beyle bir etli pilav dedi , garısına... soğra yanan sobanın kenarında yemeğin vermiş olduğu şişkinlikle uykuya dalıp horlamaya başladı... Cennet çok yedi plavı garnı şişti uyhu bastı ibolotu diye ilendi..
Mekköğün cenazesine diğer köylerden gelenler, İbolotun vermiş olduğu etli pilav ziyafetine hayran oldular. “Bu gıtlıkta gıyamatta bütün Ektirlileri dıha basa doyurmuş” diye gulahtan gulağa dolaştı, en değme gonahlarda bile ayranlı şoğra yanında arpa ekmeği ile garınlarını doyuran insanlar duyduhlarına inanamadılar. Garaca köyünden gelenler, “Biz acuh elimizi cabuh tutsaydıh o guzel etli plavi biz yeyecektik” diye sitem ettiler.
Tam musalla daşını geçmişlerdi ki Ektir’den taziyeye gelen Celal, Musa, Havuş oğullarından Sülöğ, Topcunun uşahları ile garşılaştılar. Selamlaştıhtan soğra çöğle dişlerini gurcalayan Gımıl’a daha sorulmadan, ”Ola bizi İbolot davet etti, adam bir etli pilav yaptırdı dıha basa yedik doyduk” deyince Sülöğ şaştı. “Ula İbolot eti nerden bula? Geçen Nayna’nın sarı öküzü öldü, Ağ Guyunun dereye sürüdük, az geçmeden İbolot geldi, garnını boşaldıp şelek yapıp evine götürdü” deyince pür diggat dinlediler. “Depe gibi öküzdü, adamın öküzü pis niyete geldi öldü” diye devam etti, misafirler neye uğradıklarını şaşırdılar, sessiz geneme Ektir’e varıp dağıldılar...
 
Yoksulluk topraklarımıza acı ve gözyaşları bıraktı, kalpleri güzel insanlar dişleri ile tırnakları ile çalışarak karınlarını doyurmak ve giyinmek için ömürlerini verdiler... Yoksulluk çok kötü bunu muhanet olarak adlandırdılar
 
Kadir mevlam senden bir dileğim var
Beni muhannete muhtaç eyleme
Eğer muhannete muhtaç eylersen
Kara topraklara garkeyle beni
 
Onurlu insanlar başkalarına muhtaç olmayı ölüme denk tutarlar...
 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

banner40

banner45

banner57

banner39

banner44

banner56