Sn. Battal Gazi Çıplak ile Röportaj
-Hoş geldiniz efendim.
-Asıl siz hoş geldiniz. Ben Av. Battal Gazi Çıplak, Aziz oğlu.
-Tanıtma için teşekkürler. Av. Battal Gazi Çıplak, hemen he-pimizin tanıdığı, değerli büyüğümüz, ağa soylu ve bilinen ai-le Saydıklardan.
-Rica ederim.
-Siz aşir misiniz ve aşir iseniz aşiretinizin adını öğrenebilir miyiz?
-Aşirim, aşiretimin adı ATMA Aşireti
-Bazıları Atmi, Atmaneki, Etmanekî diyorlar.
-Atma, Yukarı Atma diyoruz. Yani kendi bölgemize Yukarı At-ma diyoruz. Atma çeşitli evreler geçirmiş. Benim ve Ahmet Fehmi Çıplak’ın araştırmasına göre (Burada devreye giriyorum)
-Ne iş yapar, Ahmet Fehmi Çıplak?
-Ahmet Fehmi Çıplak, eski Adliye Okulu mezunu ve ticaretle uğraşan bir amcaoğlumdur. Ona göre, Irak’tan gelmişiz ve GULHUR adlı bir aşiretten kopmuşuz. Ben de 1976 yılında ta-nıştığım bir İranlı ile temasımda Gulhurluların manda sahibi oldukları böyle bir aşiretin varlığını teyit etmişti. İran’ın Basra Körfezi’ne yakın bir yerinde yaşadıklarını ve çok sayıda mandaya sahip olduklarını söyledi. Yerleşik olmayan, gezici, yani goçabar bir aşiretmiş.
-Yukarı Atma bir aşiret değildir bence. Bir aşiret koludur.
-Ona bakarsanız Atma aşiretinin tamamı BİR AŞİRET DEĞİL-DİR. BİR AŞİRET KOLUDUR.
-İşte buna hayret edilir. Nasıl olabilir bu?
- Atma aşireti, RIŞVAN aşiretinin bir koludur, parçasıdır.
-Ama bu çok az sayıdaki ve araştırmasız kişi tarafından görü-len bir kabuldür. Atma aşireti Rışvan aşiretinin bir kolu değil de, bazı kopan kolların Rışvanlı aşireti ile iç içe yaşaması söz konusudur. Yani yanaşmacılık olmuştur kısa süre.
-Babam anlatırdı. Erzurum tarafında gelip İskenderun’a mor koyun götüren Rışvanlılar, her sene Yukarı Atma’dan geçerken, bizlere hediye getirirlermiş ve misafir olurlarmış, ‘’Biz amca ço-cuklarıyız’’ derlermiş.
-Bu konuda belge olarak bu ilişkiyi mi gösteriyorsunuz? Bel-ki de rahat gelip geçsinler diye hediye getiriyor ve ‘’amcaoğ-lu’’ diyorlardı.
-Hayır, böyle bir sıkıntıları yokmuş. Sadece akraba oldukları için bu hediyeler gelirmiş.
-Ama aşiretimizin mor koyunlara bir defa el koyduğunu ve bizim köylümüz Çolaxé Mami’nin bu ortamda öldürüldüğü-nü çok iyi biliyorum. Bu konuyu sonra gündeme getireceğiz. Peki, aşiretimiz ama Gülhur, ama Rışvanlı kolu olarak hangi yolları takip edip Yukarı Atma coğrafyasına yerleşti?
-Urfa civarından giriş yapıyorlar. 1970’li yıllarda Kırıkhanlı Mehmet Ali Göçmen ile Antep’e, aşiretlimiz Kazım Yücel Bey ile tanışmaya giderken, bir Xortlu ile tanıştık. Onlar da Atmalı, onlarla beraber gelmişiz. Beş yüz çadırmışız. Fırat Nehri’ni ge-çerken kimi at ile suyu yararak kimi de soyunup yüzerek geç-miş. Soyunanlara Çıplaklar, at ile geçenlere de Xortlar denmiş. Xortlar Antep’te kalmış, Çıplaklar da bugünkü Yukarı Atma coğrafyasına yerleşmişler.
-Ama bu bir rivayet. Bu konularda çok fazla rivayet var. İyi de, bu dediğiniz Şotiklileri akla getiriyor. Goçaryonlar için ne diyeceğiz? Şotıkonlarla Goçaryonlar beraber gelmediler mi?
-Onu bilmiyorum. Goçaryonlar da başka bir Atma kolu olabilir-ler.
-Ama Horun’dan Goçaryonlar, Şotıkonlarla beraber geldiler. Hatta Şotıkonlar ile Goçaryonluların, Yukarı Atma coğrafyasındaki yayla yurtları yan yana. Örnekleyecek olursam, Çayré İbılı’da bizim köyün çadır yerleri hâlâ besbelli ve o mevkiye ‘’Şuné Aré Goçaryon’’ (Goçaryonluların yurt yeri) deniliyor.
-Ona bakarsanız, Çamıkon ile Qawrisur asında da Goçaryonla-rın çadır yerleri var. Ve o mevkiye de “Aré Goçaryon” (Göçeru-şağının yurt yerleri) deniliyor.
-Bence bu somut kalıntı ve söylemler, Şotıkonluların, Goçar-yonlularla birlikteliğini ve uzak akrabalığını getirir. Gelelim Antep’e, Xortlar Antep’te kaldı, peki, biz nereye doğru devam ettik?
-Urfa, biz Urfa’ya gittik. Brazi aşireti ile beraber yaşadık. Ora-dan da Maraş’a geldik.
-Brazi aşireti ile Atma aşiretinin bir akrabalığı var mı?
-Var tabii. Atma ile Brazi akrabadır. Her ikisi aynı aşirettir.
-Beyefendi, ağzınızdan çok önemli bilgiler dökülüyor. Brazi-lerle Atmiler aynı aşirettir diyorsunuz.
-Evet, tekrar ediyorum, Brazi aşireti ile Atma aşireti aynı aşiret-tir.
-Ben buna şaşarım.
-Sonra Brazililerin bir kısmı Ağrı’ya gidiyor. Bir kısmı da Ur-fa’da kalıyor.
-Bitlis, Siirt, Şırnak, Diyarbakır, Muş, Batman Mardin, Van, Ağrı illerine dağılan Atma aşireti nereden geldi?
-Onlar da Antep’ten Urfa’ya gidildiğinde oralara dağılmış olabi-lirler.
-Bazıları, ‘’Hayır efendim, biz Horasan’dan geldik‘’ diyorlar, buna ne dersiniz?
-Benim anlattıklarım belgelere dayalı değil. Onların anlattıkları da belgelere dayalı değil. Herkes bir şeyler söylüyor. Değişik ri-vayetler, söylentiler, yorumlar bu durumda doğal. Onların da söylemlerine saygı duyacağız.
-Maraş’a kadar geldik ve orada kaldık.
-Kalmadık.
-İşte oradan devam edin.
-Önce Maraş’a değil, Besni’ye geldik. Besni’de hâlâ Atmalılar var. Sonra bir kısmı Pazarcık ve Elbistan dolaylarına geçiyor. Bir kısmı Malatya’ya geçiyorlar. Malatya’dan Harac’a geçiyorlar. Horon’un asıl adı Harac’dır. Harac’dan da o malum otuz dokuz askerin öldürülmesi olayından sonra Yukarı Atma coğrafyasına yerleşmişler. İşte o zaman Keban’a bağlılar. O zaman Keban il, Harput ise ilçe. İşte o zaman Mami Ağa Şotıkon’a geçiyor. O zaman Şotıkon’un, yani büyük köyün yerinin adı Kırık Ali’nin Çiftliği.
-Bu Kırık Ali de kim?
-Araştırmalarıma göre, Arguvan’a bağlı Müşedi Köyü’nden. Oraya yaylaya gelirmiş. Ama yaylanın da tamamen hâkimiyeti onda. Zaten mezraların birçoğunda Ermeni veya Rumlar var.
-İşte bunlar çok önemli bilgiler. Ben buraların bomboş olduk-larını bilirdim.
-Şoke oluyorum. Dedikleriniz çok önce değil miydi?
-Olur mu? Urum harabelerinde (Xonye Urımon) Rumlar yaşı-yorlardı. Benim çocukluğumda bile Dimitri diye Rumca konu-şan bir insan vardı. Kırmızı sakallı, uzun boylu biriydi. Aile gitmiş, çocuk olarak orada kalmıştı. Hâlâ orada BOSTANCILAR Rum kökenlidirler. Rumlardan kalmadırlar. Malé Quşke Rum kökenlidir. Sonra Mırtıkonlar asıl Şotiğin yerlilerindendirler ve bunlar, Türk asıllı olup sonra asimile olarak Kürtleşmişlerdir.
-Ama yerliler de Huséni Dik’ı içlerine almışlar?
-Çünkü vurucu kırıcı adam, aşiret adamı, zorla girip diğerlerini bitirmiş. Bir de Kullıkonlar var, onlar da Türk asıllı ve asimile olmuşlar.
- Şotik’e ilk yerleşen Mami Ağa, sonra Dik Husén, sonra Dik Husén’in dört oğlu var. Hasan (Çıplak), Mahmut (Karasoylar), Şaban (Şavkon) (Karaçam ve Halıcı), Ahmet (İbıkon), İbilılar.
-Sadece çıplakların soyunu çıkaracak olursak Ve Mami Ağa’dan başlarsak. MAMİ, DİK HUSEN, HAS (HASAN), İSMAİL, VELİ, SÜLEYMAN (SULEMON), İSMAİL, burada duralım. İsmail’in dört oğlu var. Ve Çıplaklarda ağalık buradan başlıyor. HÜSE-YİN AĞA, (ilk ağalığı alan kişi) kardeşi, Halil Ağa, (Hüseyin Ağa’nın oğlu yok, yerine kardeşi Halil Ağa ağa oluyor). Halil Ağa’dan sonra kardeşi Ahmet ağa oluyor. Bugün Kuru-göl’dekilerin dedesi Ahmet Ağa’dır. O zamanlar ağalık Ke-ban’da tasdik oluyordu.
-Anladığım kadarı ile şu tazı kaybeden Paşa’nın ağa yaptığı Hüseyin Ağa’dan bahsettik.
-Doğrudur.
-Olayı bir de sizden dinlesek.
-Erzurum Valisi, Keban’a Vali olarak atanır. O zamanlar adli ve idari bütün kararlar, mülki amirin iradesine bağlıdır. Vali önceden gelip görevine başlıyor ama ağırlığı, yani hanımı, malı, da-varı, eşyaları, hizmetlileri arkadan geliyor. Yama Dağı’ndan ge-çen kafile bizim bu mıntıkadan geçerken Paşa’nın tazısını GOÇARYONLU bir ekip çalıp saklıyor. Ayrıca sürüye saldırı-yorlar, malına, davarına el koyuyorlar. Ama Paşa’nın hanımına saygılı davranıyorlar. Paşa tazıya çok sevdalı, Paşa Keban’dan gelip, Zavyé Avi’ye (Sulu tarla) karargâh kuruyor ve “Tazı bu-lunacak” diyor, “Eşkıyalar yakalanacak” diyor.
-Zavyé Avi çok güzel bir mevki.
-Doğrudur, aşiretin en güzel yerlerinden biridir.
-Zavyé Avi üzerine bir kılam vardır, bilir misiniz?
-Hayır, bilmiyorum.
-Tarla Şotıkonların ve kılam da Şotık orijinli. Ama siz kılamı bilmiyorsunuz, ben biliyorum. Bu nasıl iş?
-Biliyorsanız söyleyin de enerji tazeleyelim.
-Hay hay!
Zavyé avi, Zavyé Avi / Sulu Tarla, Sulu Tarla
Qu tu qani qazé çawi / Sen pınarsın, ben de göze
Ki çı dawé bıra bıbé / Kim ne derse desin
Ez wa teve la vi navi / Ben ve sen bu isimdeyiz (aynı niyetteyiz)
-Çok teşekkür ederim.
-Ben teşekkür ederim. Gelelim Paşa’ya…
-Paşa asker gönderiyor köylere ki, erkeler gelip toplansınlar ve sorgulansınlar. Ama halk asker görünce daima kaçar. Çünkü halka iyi davranılmamakta. O zamanlar orman çok, saklanmak çok kolay. Erkekler köyleri boşaltıyorlar, dağlarda yaşıyorlar, o zamanlar aşiretin başında İsmail var. İsmail de zayıf ve becerik-sizdir. Ağa olacak Hüseyin dedemiz on yedi yaşlarında. Kaç-mayı bırakıp köye geliyor ve askerlerden kaçmıyor. Askerler de Hüseyin Dede ağamızı yakalayıp götürüyorlar. O sırada Pa-şa’nın yanında Goğacyon ağası Gedikoğlu ve İsa köy ağası Tah-sin Ağa varmış. Hüseyin yarı çıplaktır. Bir don gömlek ve bir de aba vardır üzerinde ve keçi kılından örme bir iple (arşujın) be-linden bağlıdır. Paşa’nın huzuruna çıkarırlar. Paşa kızarak ‘’Bu-la bula bana bu çıplak çocuğu mu getirdiniz, ben sizden, büyük, sakallı ve heyet istedim; bırakın gitsin’’ der. Hüseyin Ağa De-demiz de Paşa’ya döner, ‘’Sakalı istiyorsan sana teke getireyim, büyük istiyorsan deve getireyim, adam istiyorsan işte karşında-yım’’ der. Paşa cevizin çetin olduğunu anlar. Hüseyin Ağa De-demize, ‘’O zaman git, yarın sabaha kadar kırk tane at getir ba-na‘’ der. Hüseyin Ağa Dedemiz de Paşa’ya ‘’Tazı için de köylü-leri rahatsız etme, köpekler senin tazıyı boğarak öldürdü‘’ der ve köye gider. Birkaç arkadaş bulur, dağlara çıkar, yakalayabil-diği kadar yılkı atı yakalar ve sabahleyin Paşa’nın huzuruna çı-kar. Paşa şaşar. ‘’Nereden buldun bunca atı, çok yamansın Çıp-lak‘’ der ve namı “çıplak” kalır. Soyadı kanunu ile Çıplak soya-dını alırız. Hüseyin Ağa da tescilli ağa olur ve bu soyda ağalık devam eder. Paşa, Hüseyin Ağa’yı Keban’a götürür. Eğitilir. Bir kılıç, bir sancak ve bir de Paşa paltosu verilir. Aşiret reisi olarak Yukarı Atma’ya atanır. Bu rivayet değil, gerçektir.
(Bu arada Sn. Av. Battal Gazi Beyefendi ile şakalaştık. Ben, ‘’Biz Goçaryonlar, Paşa’nın tazısına ve mallarına el koymasaydık, sizde ağa olmazdınız, ağalığınızı biz Goçaryonlara borçlusu-nuz’’ dediğimde çok güldü. ‘’Evet, Goçaryonlar çok fenadır, ama çoğu biz Saydıklara kirvedir’’ dedi. Bu da işin şakası oldu. Ancak Goçaryonların, Saydık ailesini (Sn. Battal Gazi Çıplak’ın ailesi) çok sevdiğini de bu arada belirtelim.)
-Saydık kimin oğlu?
-Saydık Ağa, Halil Ağa’nın oğlu. Halil Ağa da, ilk Ağa Hüse-yin’in kardeşi.
-Hüseyin Ağa, Dırejan aşireti tarafından öldürüldü. Atma aşi-reti İle Dırejan aşireti arasında yıllarca süren çatışmalar ya-şandı. Olayların aslını bir de sizden dinlemek isteriz. Buyu-run efendim.
-Hüseyin Ağa, Osmanlı tarafından aşiretin tescilli ağası olunca, aşiretin dışındaki bazı zorunlu işlere de el atıyordu. Bir gün Hü-seyin Ağa yanında birkaç kişi ile Hekimhan’a bağlı Kozdere Köyüne gider. Kozdere Köyü’nde bir anlaşmazlık vardır, hal-letmek için çağrılmıştır. Hüseyin Ağa’nın misafir olduğu evde bir bağırtı çağırtı kopar ve bir kadın hızla arka dama doğru ka-çar. Hüseyin Ağa ‘’Bu ne iştir?‘’ diye sorar. Aldığı cevap şudur: ‘’Köyün öteki tarafında Dırejan ağası Şatıroğlu var ve az önce kaçarak gelen kadının evinde içki içiyor, kaçarak geçen kadın da o evin gelini. Sarhoş olunca, kadınla yatmak istemiş. Kadın da kaçarak bu eve sığınmış. Çünkü kadına demişler ki, ‘Hüse-yin Ağa’nın bulunduğu eve kaçarsan kurtulursun’ ve kadın da kaçarak buraya sığınmış.’’
-Drejan aşiretinin ağasının adını biliyor musunuz?
-O zaman Dırejan aşiretinin başında Çillo Ağa vardı. O olabilir. Dırejan ağası, seyisini Hüseyin Ağa’ya gönderip, gelini istiyor. Hüseyin Ağa ’Defol git’ diyor. Dırejan ağası tekrar seyisini gön-derip gelini isteyince, Hüseyin Ağa, seyisi döverek gönderiyor. Dırejan ağası diyor ki, ’Hüseyin Ağa Keban Bölgesi’nin ağasıdır, burada sözü geçmez.’ Ama Hüseyin Ağa geri adım atmıyor.
-Kozdere Köylüleri neden namuslarını korumuyorlar?
-Ama Kozdere küçük bir köy, Dırejan’a karşı direnemez ki?
-Hüseyin Ağa’nın başkasının namusunu koruma kültürü ne-reden kaynaklanıyor?
-Tabii ki aşiret kültüründen, kim ki yardım isterse ona yardım edilir. Kültür bu.
-Gelelim ağalar arası diyaloga.
-Çatışmaya da gelmiyor Dırejan ağası. Adamlarıyla beraber at-larına binip kef veriyorlar. Çekip gidiyorlar. Böylece Dırejanlar-la Atmalılar arasında on sekiz yıl süren çatışmalar dönemi baş-lıyor. Çok büyük çatışmalar oluyor. Kom halinde Drejan aşireti-nin baskınları oluyor. Bireysel çatışmalar oluyor. Fırsat bulunca birbirlerinin mallarını sürüyorlar. Bir örnek verecek olursam, Qonye Ter’e (ağaların kaldığı mezra) Drejan aşireti çok büyük bir saldırı hazırlığı için adam toplarken, bir dede farkına varı-yor. O dede de Atma’dan geçecek. Dırejanlar önce tutuyorlar ve bırakmıyorlar, haber verir diye. Ama sonra yemine çekip ser-best bırakıyorlar. Dede Qonye Ter’e varınca selam verip diyor ki, ‘’Şu dağ üzerinize yıkılırsa ne yaparsınız?’’ Kimse bir anlam veremiyor ve dede çekip gidiyor. Sonra Hail Ağa uyanıyor ve diyor ki, ‘’Dırejanlılar baskına geliyor, tüm Atma’ya haber ve-rin.” Tüm Atma Dırejanlıların gelme olasılıklarının olduğu ge-çitlere pusu kuruyorlar. Çok sayıdaki Dırejan aşiretli insanı öl-dürüyorlar. Saz köyünün yaylası Hollon’a kadar da kalanları kovalıyorlar. İşte burada Alhaslı Xalli Raş çok ünleniyor. Çün-kü çok büyük kahramanlıklar gösteriyor.
-Hüseyin Ağa’nın öldürülmesine gelelim. Zaten bu olaylar Hüseyin Ağa’nın öldürülmesinden sonra olan olaylar.
-Hüseyin Ağa, Kozdere’deki olaydan sonra Keban’a gidiyor ve Paşa’ya (Vali Paşa) durumu anlatıyor. Dırejan ağalarının halkın can ve malına, namusuna göz koyduğunu söylüyor, şikâyet ediyor. Paşa da bütün Dırejanlıları Nusaybin’e sürgün ediyor. On yedi sene Nusaybin’de sürgün yaşıyorlar.
Uzunca bir süre sürgünde kaldıktan sonra yavaş yavaş çeşitli yollardan kaçıp Yama Dağları eteklerindeki yurtlarına tekrar yerleşiyorlar. Tabii ki bu durum çok ağırlarına gidiyor. Hekim-han’ın Basak Köyü’nde de bir kavga oluyor. Hüseyin Ağa da kavgayı sulh etmek için oraya gidiyor. Yanında da bizim Şotikli Alke Aliş var. Eski silahşorlardan ve yaşlı biri.Qavri Gawr mezrasından. Dede sakallı bir adamdır. Bir de ka-val tüfeği var. Çok da iyi silah kullanır. Basak Türkmen köyü, aşiretten değil. Ama Alevi olduklarından, Hüseyin Ağa’ya ya-naşıyorlar. Basak köylüleri o sırada yayladalar. Yaylalarının adı da Kanlıyurt Yaylası. Dırejanlılar, Hüseyin Ağa’nın Kanlıyurt Yaylası’nda barış sağlamaya geldiğini duyuyorlar ve otuz kırk kişi silahlanarak, atlı halde yaylaya geliyorlar. 1847 yılında çadı-rı basıyorlar ve Hüseyin Ağa’yı öldürüyorlar. Atını da alıyorlar. Alke Aliş’in torunu da orada imiş ve on yaşlarında bir çocuk-muş. Dırejanlı kadınlar çocuk öldürülmesin diye çocuğu çöke-lek derilerinin arasına saklıyorlar. Bakın, burada Dırejanlıların da aşiret olduğu ve kadınlarının bu yürekliliği unutulmamalı. Bu hak daima Dırejan aşireti ve Dırejan kadınlarına teslim edil-meli. Alki Alışé ise yaşlı adam, ‘’Aşirete gidip ne diyeyim şimdi, yüzüme tüküreceklerine cenazeme saygı duysunlar’’ diyor ve kaval tüfeği ile Dırejan ağası Çillo’yu vuruyor. Çillo yaralı kalı-yor. Tabii Alke Alışe de öldürülüyor. Ancak Dırejan ağası Çillo Ağa da o yara ile üç ay sonra ölüyor.
-Hüseyin Ağa’nın intikamı alınıyor mu?
-Evet, alındı. Şimdi onu anlatayım. Dırejan aşiretinin on altı tane ileri gelen adamı, Divriği tarafına bir düğüne atlı olarak gider-ler. Bu gidişi Atma aşireti duyar. Divriği mevkiindeki Deli Dağ’da pusuya yatarlar. İçlerinde Xalli Raş ve Deli Xallo da var ki, bunlar çok cüsseli ve cesaretli silahşorlar. Bir oturuşta bir kuzu yiyen adamlar. Söylenene göre, Halil Ağa tuvalet ihtiyacı için kenara çekildiği sırada on altı atlı aniden çıkıveriyorlar. Pu-suda bulunan Atma aşireti silahşorları, atlıların üzerine atılıyor-lar. On altı atlının on beşi ölüyor. Hüseyin Ağa’nın atına binen ise kaçıp kurtuluyor. Bu büyük çatışmadan sonra Hekimhan’a gidiyorlar. Atmalılar çayırlık alanda konaklayıp, dut ağaçlarına çıkarak dut yiyorlar. Hekimhan’da Garipağaoğulları vardır ve kökenleri Dırejanlıdır. Tepki göstermek ister Garipağaoğlu ama tepkileri para etmez. Dinlendikten sonra Atma’ya doğru yola çıkarlar.
Uzun yıllar devam eden çatışmalar her iki aşirete de yoksulluk ve bıkkınlık getirmiştir. Bir gün Halil Ağa, yaylasındaki bir ça-dırın kenarından geçerken ‘’Açım anne, çok açım’’ diye ağlayan çocuğa, annesinin feryatla ‘’Sebebin gözü kör olsun’’ dediğini duyar ve çok etkilenir. Çünkü feryat ve beddua eden kadın, bu çatışmalarda ölen bir savaşçının karısıdır.
Hüseyin Ağa o gün çok huzursuz olur ve ani bir kararla üç ya-verini çağırır ve Dırejan yaylalarına doğru yol alır. Dırejan ağa-sının çadırının olduğu yaylaya gidip, Ağa’nın çadırının önünde durur. Dırejan ağası o anda başka yerdedir. Dırejan halkı sal-dırmaya kalkar ama Ağa’nın hanımı tüfeğe sarılır ve der ki, ‘’Hiç kimse kapıma gelen misafire saldıramaz, töremizde kapıya gelip dayanan kimse düşman da olsa o an düşmanlığı biter.”’ Ve misafirleri çadıra alır. Haber alan ağa gelip, ‘’Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz, sizler yürekli insanlarsınız ki, korkmadan üç kişi olarak içimize geldiniz, iki torunumu kucağınıza koyarak kirvelik başlatıyorum ve bu barış ebedi bir barış olsun’’ der. Ve büyük barış gerçekleşir. Kirvelikle de taçlanır.
-Ahmet Ağa hakkında söyleyecekleriniz var mı?
-Ahmet ağa üç kardeş ağanın en küçüğüdür. Dini ön plana al-mıştır ve tasavvufi bilgi derinliğine sahiptir. Onun etkisi hâlâ devam eder. Dedelere, Ehl-i Beyt’e sevdalıdırlar.
-Ahmet Ağa öldükten sonra kim ağa oldu?
-Battal Efendi ağa oldu.
-Battal Efendi, Halil Ağa’nın oğlu, Alté’den doğma. Büyük bir ağadır. Battal Efendi ile aşiretin namı her tarafa yayılmıştır. Bat-tal Efendi, uzak görüşlü ve insani ilişkileri ve devlet ile olan tu-tarlı ilişkileri ile Atma aşiretini odak noktası yapmıştır. Bu özel-likleri aşiretin etki alanını çok genişletmiştir. Aşiret dışı birey ve topluluklar, aşiretin sevgi ve sempatisini kazanabilmek için uğ-raş göstermişlerdir.
-Mustafendi için neler söyleyebilirsiniz?
-Mustafendi, Battal Efendi’nin oğlu olup, babasından geri kal-mamıştır. Çok taktisyen ve zeki bir ağadır. Aşiretin etki alanını Battal Efendi’nin bıraktığı yerden daha da ileriye götürebilmiş bir şahsiyettir. Çok cesaretli oluşu, aldığı kararı hemen uygula-yan kişiliği ve ayrıca alan değil veren bir ağa oluşu kendisine çok itibar kazandırmıştır.
-Mustafendi’den sonra kimler ağalık yapmıştır?
-Mustafendi’den sonra, kardeşi Maho Ağa ağalık yapmıştır, Mehmet Ali Ağa ise Sığırcıuşağı ve Divriği köylerine ağalık yapmıştır. Maho Ağa’dan sonra, Mustafendi’nin oğlu Mehmet Mustafa Efendi ağalık yapmıştır. Kardeşi Selahattin ağalık yapmıştır.
-Yukarı Atma aşireti için unutulmaz bir iki tarihi olay daha anlatabilir misiniz?
-Alaybeyi olayı anlatılabilir. Eskiden Erzurum’dan yola çıkıla-rak, Erzincan, Divriği, Şotıkan, Malatya yolu ile mor koyunlar güneye doğru götürülüp, Şam, Halep, Mısır taraflarında satılırmış. 1317 senesinde yine büyük mor koyun sürüleri, Sarıçiçek yaylasını aşarak, Atma aşireti mıntıkasına girince, Goçaryonlar sürüleri takibe alırlar. Belli bir yerden sonra sürü çaban ve ko-rucuları ile Goçaryonlar arasında çatışma başlar ve sürüler ko-yun kaybede kaybede yol alırlar. Atma mıntıkası dışına çıkan sürüler için takip ve çatışma olur, Bozan köyü yakınlarında Goçaryonlu Çolaxi Mami adındaki bir kişi çatışmada ölür. An-cak sürülerde kayıp çoktur. Sürüler Ağrı ve Zilan ayaklanmala-rını çıkaracak olan Kor Hısén Paşa’nındır. Kor Hısén Paşa say-gın adam olduğu için, devlet, aşiretin yakasını bırakmaz. Bir alaybeyi, askerleri ile gelip Şotıkon’a oturur ve gasp edilen ko-yunların bedelini ister. Ancak gasp edilen koyunları bulup tes-lim etmek imkânsız gibidir. Alaybeyi ve askerler uzun bir süre Şotıkan’da kalırlar. Askerlere ve atlarına bakmak köylüyü bıktı-rır, perişan eder. Gasp edilen koyunların yerine kırk tane katır toplanır, alaybeyine teslim edilir. Seyit Ağa (babamın dedesi), Alhas Efendi, Şamonun Battal, Küçük Battal, tahrik ve teşvikten tutuklanıp cezaevine gönderilirler. Bunlar üç yıl cezaevinde ya-tarlar. Belli bir zaman sonra Kor Hısén Paşa ile Battal Efendi karşılaşırlar. Battal Efendi’nin onurlu ve çok da efendi biri ol-duğunu gören Hamidiye Alayı Komutanı Kor Hısén Paşa, özür diler. Olay Atma aşiretinde milat olur. Olaylar “Alaybeyi sene-sinde doğmuştu, Alaybeyi senesinde evlenmişti, Alaybeyi sene-sinde ölmüştü, Alaybeyi senesinden on beş yıl önce, Alaybeyi senesinden on beş yıl sonra…’’ şeklinde anılır. Alaybeyi olayı, sene ve tarihlerin hesaplanmasında kullanılmıştır.
-Çok teşekkür ederim. Bu ve benzer olayların çokluğunu an-ladım. Ama bir de Emir Hasan olayı var, onu da dinleyelim.
-Atma tarihinde bir de Emir Hasan olayı vardır. Emir Hasan, ta-savvuf ehlinden, keramet sahibi bir insandır. Mezarı Galli Ispa-yon mevkiinde Çat denen yerdedir. Mezarı ziyarettir. Ailesi El-bistanlı olup, Karahasanlılardandır. Mustafendi’nin hanımı Elifhan’ın da dedesidir. Elifhan da Qıré Ana’nın kızıdır. Sığırcı-uşağı mıntıkasındaki GIL mevkii onun mülküdür. Kerbela’ya gidip on iki sene kalmış. Malé Taşe, Emir Hasan’a dayanır. Taşé dedelik yapmış ve birçok yerde de talipleri varmış. Oğlunu Ahmet Ağa’nın bacısı Döndü ile evlendirmiştir. Emir Hasan, Atma aşireti halkı üzerinde etkiler bırakmış bir insandır. Emir Hasan, bir gün hasta olmuş ve demiş ki, ’’Yarın tabutumu çıka-rırken dikkat edin, kafamı kapıya çarpmayın.” Ertesi gün Emir Hasan ölmüş. Cenazesini dışarı çıkarırlarken kazara kafasını duvara çarpmışlar. İşte o an, bir gün önceki vasiyeti akıllarına gelmiş. Cenazesi Sığırcıuşağı’ndan getirilip, Galli Ispayon’da, dört yol ağzı bir yer olan ÇAT’a gömülmüş. Emir Hasan’ın oğlu Taşé’den beş kızı olmuş. Bunlar Qıré, Besé (Kınıklı Mehmet Ali Ağa’nın annesi), Mayré; Ahmet Ağa’nın oğlu Bektaş ile evli, Taşé belli bir süre yaşadıktan sonra evdeki kızını alıp Elbis-tan’ın Koçova Köyü’ne gitmiş. Kızını orada Alé’ye vermiş. Taşé çalışmış, zengin olmuş, cesaretli biridir. Ağcanlar boyun-dan insanlar, bir miktar malını çalmış. O da bunlarla çatışmış ve vurulup ölmüş.
-Bir tane daha varsa dinleyebiliriz.
-Lüle Paşazâde olayını anlatayım. Efendim, Ali Ağa’nın babası Lüle, KOROLAR mezrasından göçüp, Karahöyük Köyü’ne yer-leşmiştir. O zaman Bemere’nin sahibi Hıdır Ağa’ymış. Koro-lar’dan göçüp, Karahöyük’e yerleşen Lüle’den, oğlu Ali’yi evlat-lık olarak ister. Lüle de oğlunun istikbali olsun diye oğlunu Hı-dır’a verir. Hıdır Ağa, Ali’yi hem okutur hem de ev işlerini yap-tırır. Bemere deresindeki çiftliği Ali’nin adına tapular. Bir dede kızı olan Fatik Hanım ile evlendirir. Bir gün, Hıdır Ağa’nın da bulunduğu bir toplantıda Karahöyük Beyi Poyraz Bey, Hıdır Ağa’nın çok sevdiği bir adamı döver. Hıdır Ağa da Poyraz Bey’e beddua eder. Bu olaydan sonra Poyraz Bey geriler, buna karşın Ali Ağa da ilerler. Ali Ağa’nın Fatik Hanım’dan çocuğu olmadı. Bunun üzerine Ali Ağa, Poyraz Bey’in Hanım adlı kızı ile evlenir.
-İlk ağa olan Hüseyin Ağa’dan önceki şecere şöyledir. MAMİ AĞA, ŞUTIK HUSEN (DİK HUSEN), HASAN AĞA, İSMAİL AĞA, VELİ AĞA, SÜLEYMAN AĞA, İSMAİL AĞA (İSIK), İşte Çıplak namını alan HÜSEYİN, DELİ AHMET VE HALİL ağalar, İSIK’IN oğullarıdır.
-Kaç doğumlusunuz?
-1945 doğumluyum
-Dağları sever misiniz?
-Dağları da, yaylaları da, ovaları da severim.
-İlkokulu nerede okudunuz?
-Germişi köyünde.
-Germişi’de ne arıyorsunuz?
-Dedemin çiftliği var orada. Balaban ve Bemere’de de çiftlikleri vardır. Dedemin adı Süleyman’dır. Saydo Ağa’nın oğludur.
-Dedeniz bu kadar parayı nasıl kazanmış?
-Birincisi, Saydo Ağa’nın oğlu. Yani malı mülkü var. İkincisi, dedem ticaret yaparmış. İki at ve iki de hizmetinde adam var-mış. Pırtıcılık yaparmış.
-Şotik’te kaç yaşına kadar kaldınız?
-İlkokula gidinceye kadar kaldım. Sonra da liseyi bitirinceye kadar kaldım.
-Çobanlık yaptınız mı?
-Evet, yaptım.
-Kılam söyler miydiniz?
-Söyleyebildiğim kadar söylerdim. Türküler çok güzeldir. İnsa-nın kendini anlatmasını sağlarlar.
-Eşiniz nereli?
-Eşim akrabamdır.
-Yani aşiret kızı. Mutlu musunuz?
-Çok mutluyum.
-Ne güzel! Mutluluğunuz daim olsun efendim. Kaç çocuğu-nuz var?
İki çocuğum var. Biri kız, diğeri erkek. Kızım İktisat Fakültesi’ni bitirdi. Oğlum ise İktisat Fakültesi’ni yarıda bıraktı.
-Neden yarıda bıraktı?
-Bizim hatamız oldu sanırım. Çünkü takip edemedik.
-Dünyada en çok sevdiğiniz coğrafya neresidir?
-Köyümdür.
-Çok sevdiğiniz ve sizi etkileyen bir dağ ya da tepeniz var mı?
-Evet, var. Kilise tepesi var. Çocukken oraya gidip eşkın toplar-dık. Özlemi hep içimdedir. Keşke oraya bir daha gidip eşkın toplayabilsem.
-Çok sevdiğiniz bir pınar yani Qani var mı?
-Qanye Sarık var. Bir ardıcın dibindedir. Onu çok seviyorum.
-Söylemek istediğiniz son bir şey var mı efendim?
-Söyleyeceğim son şey şu: Buraya kadar yanıma geldiniz ve şe-ref verdiniz. Ben de sorularınızı bilebildiğim kadarı ile cevapla-dım. Size çok teşekkür ederim.
-Asıl kabulünüz için ben size teşekkür ederim. Bir büyüğü-müz olarak bilgilenmemize katkı sağladınız. Sağ olun, var olun.
ÇOK ÖNEMLİ NOT: Av. Battal Gazi beyefendi, Erzurum taraf-larından akrabalarımız olan ve mor koyunlarını Atmé Jor coğ-
rafyasından geçiren ve ‘’Akrabalarımız’’ deyip, hediye sunanla-ra ‘’RIŞVANLI’’ derken, Ağrı Atmanekisi olan Sn. Fesih Cö-mertsoy ise onlara ‘’HAYDARİ’’ diyor. Ben şahsen, At-mi/Atmaneki/Atmanilerde ‘’RIŞVANLI AŞİRETİNİN BİR KO-LUYUZ’’ söyleminin yanlış bir söylem olduğu kanaatindeyim.
Çolaxé Mami’nin çatışmada öldüğü mor koyun olayında, ko-yunların sahibinin Kor Hısén Paşa olduğu ise bir gerçektir

                                     15.05.2020/Mehmet ali çabuk
 

 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner40

banner45

banner39

banner44

banner56