YUKARI SÜLMENLİYİ GÖZYAŞLARI İLE TERK EDEN VARTAN, VANTİ ve VANTİL’İN ÖYKÜSÜ


 

Kalaycı Mışık’ın kızı Vanti Keban’da sala doldurulan ana baba ve akrabalarının askerler tarafından Fırat’ın azgın sularına gözünün önünde atılmasını bir türlü unutamıyordu. Bu olay aklına geldikçe için için ağlıyordu, ağıtlar yakmıştı. Kendileri önce Seftili’nin tepesinde (Keban’a bakan vahşi bir dağdır) oraya sığınmışlar, sonra akrabası Vartan ile evlenip Arguvan topraklarına göç etmişler, Yukarı Sülmenlide Şepik köyünden anasını babasını tanıdıkları Nazlı Halanın sayesinde Yukarı Sülmenli’ye yerleşmişlerdi.

Yukarı Sülmenli’de alçak tavan küçük bir konak yapıp konağın altında kurmuş olduğu körük ve ocakta demircilik yapmaya başlamıştı. Sabahın köründe ocağını yakar akşamın geç vakitlerine kadar paslı çüt demirlerini, dehresi, hazlangucu, seki delisi, şahrakarın zinciri, ganatlı gapıların demir nakışlı kuşaklarını kan ter içinde yapardı. Mesleğine o kadar özenirdi ki iş yaptıranlar ''Ula bu gavurun yaptığı işi kimse yapamaz '' derlerdi. Hasan Şıh şehirde kaç sefer yaptırdığı dehrenin kırıldığını en son Vartan’a yaptırdığı dehreyi yıllarca kullandığını övmekle bitiremezdi.

Manışın oğlu İsmail, Hasan Çavuş, Mekköğ, Seyit Çavuş Vartan’ın el becerisine, yaptığı işe özenmesine hayran olmuşlardı: Daha gendileri tarif etmeden Vartan hemen müşterilerini anlıyor en güzel şekilde özenerek yapıyordu. Anlamadığı bir şey yoktu. İlle de atların gemi, üçlü falakaları, ganatlı gapıların demir gurşahlarını, atların nallarını, delinen bakır gazanları, sobası, eğişi, mangalı aklına ne gelirse şehere getmeden gapıda yaptıran köylüler hem fiyatlarına hem yapılan işin sağlamlığına hayran oluyorlardı. Parası olmayan da Arpa, Buğda , Yüğ , keçi kılı verip razı ediyorlar, Vartan da topladıklarını şehere götürüp satıyordu. Kısa zamanda sevilip sayılıp baş tacı yapıldı, eli ayağı simsiyah, sabahtan gece yarılarına kadar çalışır tam zamanında söğlediği vakit işi bitirir teslim ederdi.

Vartan’ın bulunduğu sokakta; Kürt Daşöğ, Çillöğ, Berber Devriş, Pehlivan Ali'nin oğlu Kürt Hasan ile komşulardı. Vartan yaptığı işlerin karşılığında arpa, buğda alır Kürtlerle meşe odunu takaslayıp ocakta kullanılacak ağaç kömürünü de kendisi yapardı. O sokaktan çekiç sesi ve kızgın demir kokusu gelirdi. Köylülerle iyi kaynaşmışlar acılarını seviçlerini beraber paylaşır hale gelmişlerdi. Vantili çok severlerdi. Doğuştan sırtı kambur olan Vantil anasının geçmişte başından geçenleri dinledikçe çok duygusallaşıp nerde bir ağlayan görse kendisi de hemen onunla ağlardı. Köyde havaların kurak gitmesi üzerine köylülerin ekin olmayacak diye üzülmeleri kendisini de üzmüş o tatlı diliyle bir türkü tutturmuş her yerde söylüyor, köylüler de Vantili çok seviyorlardı. Bu türküyü yayık yayarken söylüyordu
 
İrbaham Ağa, Gıcik Veli
Medet inen Yusup Çavuş ne ister
Allahtan yağmur ister,
Ver Allah’ım, ver!
Yağmur ile bir de sel...
 
Bahçem var, meyvem yok,
Söğüdüm var, narım yok,
Bir garip köye düşmüşüm,
Çıkmaya çarem yok...

 
Vantil çok geçmeden Morhamam’a gelin gider ama aklı fikri Yukarı Sülmenli’deki o şirin sokak ve sokakta oturan komşularında kalır. Her yıl mevsiminde gelir Kızıl Kayalarda kokusuna bayıldığı anıklardan demet demet toplar onları el taşında çekip kışın yemeklerde kullanır. Bu sefer babasıyla gittiği Kızıl Kayada babasının elinde Arapkir’de bir dostunun İstanbul’dan getirip kendisine hediye ettiği el radyosu o zamanlar o muhitte ve yörede hemen kimseni görmediği bu el radyosunun başlarına iş açacağını nerden bilirler. Kendisi demet demet anıkları toplarken babası uzanmış el radyosundan türküler dinlemesi Vantil’in çok hoşuna gitmişti. Yolda Tahirköy’e geden köy muhtarı Vartan’ın elindeki aletten gelen seslere kulak verip duraklayarak geçip gedenden sonra. Vartan, “Bu muhtar da her şeyi bedava yaptırmak istiyor, yaptığım çüt demirlerinin hiç birinin parasını daha vermedi” diye sitem etti. Topladığı anıkları babasının yanında bulunan kıl çuvala dolduran Vantil köye döndüler.

Komşularını çok seviyordu Vantil. Özellikle Kürt Daşöğ elinde çatal bir değnek ve orak la dolaşıp sıçan dikenlerini toplar ''lo bunlar alaf alaf '' demesine bayılırdı. Berber Devriş, Çillöğ, Kürt Hasan aynı sokaktaydılar.

Aradan hayli zaman geçenden sonra yine babası gilde misafirken konağın penceresinden karşı komşu çillöğ’ün kapısında iri yarı beyaz atın üstündeki asker gemi çektikçe ağzı köpüklenmiş at iki ayaküstüne kalkıyor, atın sırtındaki asker hiddetle bağırıyordu, ''Ulan Vartik çıh dışarı '' diye. Vartan hanımı Vanti ve kızı Vantil şaşkındı, bu olup bitenlere bir anlam veremiyorlardı.

Vantil şaşkın şaşkın anasına baktı, ''Babamda ne istiyorlar '' dedi. Anası, “Babanı şikâyet etmişler ajanlık yapıyor, telsizle konuşuyor, telsiz yapmış diye” dedi.

Doru atına atlayan Vartan sabahın köründe ocağını yakmak için malzemeler orta yerde kaldı: Nahiye müdürü Mustafa’nın askerleri ile birlikte Tahirköy’e gitti. Nahiye müdürünün karşısına çıkarılan Vartan şaşkındı. Müdür, “Mustafa, senden çok şikâyet var, telsiz yapmışsın bir yerlere bilgi veriyormuşsun” deyince Vartan durumu anladı. Anık toplarken elinde dinlediği radyoyu telsiz diye ihbar edenin köy muhtarı olduğunu, onun da Müdür Mustafa’nın adamı olduğunu zaten biliyordu.
Müdür Mustafa, ''O köyü terk edeceksin, git başka bir köye, yoksam hapislerde çürütürüm seni '' diye çok hiddetli bir şekilde bağırıyordu.

Köye üzgün üzgün dönen Vartan ocağını yakmadı o günü kapısı hep paslı çüt demirleri ile doluydu. Komşuları ve köylüler başına toplanmış, Çemiyil, Yusup Çavuş, Medet, İrbaham Ağa, Gıcık Veli, Mekköğ, Manışın oğlu İsmail, Bayram, İraba üzgün üzgün cıgara içiyorlar, “Biz neydeceek, per perişan oluruz” diye Vartandan daha çok üzülüyorlardı.
O günden sonra daha ocak yakmayan Vartan, Halpuz’un altında bir bağ damına taşındı. Taşınırken hanımı Vanti, kızı Vantil iki gözü iki çeşme gibi komşularına sarılıp ağlıyorlardı. Vartan ise bize hiç bir yerde rahat yok deyip içinden isyan ediyor, günde iki paket tütün içiyordu.

Sonra bin bir emekle yaptıkları konağı bir daha görmediler ama gelen gedenden haber almışlardı, bir zamanlar kapı komşuları yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen, Vantil’in  sıcak sıcak her yaptığında tandır ekmeği verdiği Kürt Daşöğ, Berber Değrüş’ün  konaklarının kapısını kırıp içeri girdikleri ve içindekileri talan ettiklerini öğrenen Vantil o tatlı diliyle bir tekerleme ile dile getirir:
 
Kürt Daşöğ, Berber Değrüş,
Malımızı talan ettiler,
Yıkdilar şen gonağımızı veran ettiler,
Arasına havla goyup yeyin tandırı
Üzerine çıksın eşek arısı
Biz kurtulduk, size olsun orası.
 

Şimdi Halpuz mezarlığının kenarında bir ağacın altında yatan bu emektar insan yıllarca Arguvan’da Boyacı Artin’in, kalaycı Sadullah’ın karşısında akasyaların dibinde yıllarca Arguvan’da demir dövüp hizmet etmiş, elinin ayağının kiriyle ebedi olarak göçüp gitmişti.

Uzat ki öpeyim o emektar ellerini, demir döven hazlanguç yapan, dehre yapan o zanaatkâr ellerini. Varam gelem gül koyam mezarına, barışalım, siz gidenden beri bu topraklar çoraklaştı, insanlık uçup gitti. Ben değil beni utandıranlar utansın. Alın terinin değeri bilinmedi. Sizin acınızı çektiğiniz çileleri yüreğimizin ve vicdanımızın derinliklerinde hissediyoruz…
 
Kaynak: Süleyman Özerol

 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

YORUMLAR
Esen Yılmaz
Esen Yılmaz - 5 yıl Önce

i̇nsanın içi geçiyor,haksızlık ve zulüm insan işi değil yüreğine sağlık dost,bu kadar güzel olur okumayla doyamadım yerel şiven ve olayları canlanırman ise süper inşAllah kitabın çıkarda doyası okuruz bu arada arguvan web sitesine çok teşekkürler güzel yazar güzel öyküler bir solukta okudum

banner40

banner45

banner57

banner39

banner44

banner56