Doğrusu bizler belki bu konuları tarihçi ve bilim adamlarına bırakmalıyız. Fakat olayların 100 yıldır bu toplulukların karşılıklı önyargı ve tarihi kinleri ile devam ediyor olması, hala bir araya gelme zemini dahi hazırlamaması. Zamanın karanlığında kalan bu dönemde her ne yaşandı ise üzerinde uzlaşılan doğru bilgileri tüm insanlıkla paylaşılmaması üzücüdür. Yapmak istediğimiz her iki tarafın bu olaylar ve tarihsel bilgi, belge ve tanıkları araştırarak öncelikle kendi yöremizdeki insanlarımızı bilgilendirmektir.

     Tarihi olaylara ilgim nedeni ile uzun süredir Türk ve Ermeni ilişkileri yanında Ermeni tarih, sanat, kültür ve edebiyatını da elimden geldiğince yakınan takip ettim, İlk Ermeni kralları ve tarihinden başlayarak, bizim bölgemizde yaşayan Ermenileri anlatan "Malatya Ermenileri" adlı kitaba kadar. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; Ermeniler bu toprakların en kadim halklarındandır, doğrusu taşımızda toprağımızda büyük emekleri vardır. Ermeniler ülkemizin dil, bilim, sanat, kültür ve edebiyatına kadar ülkemizin bir uygarlık geliştirmesinde, tüm toplumunun, -özellikle her türlü zanaat işlerinde - ihtiyaçlarının karşılanmasında bizlere büyük yararları olmuştur. Tarih ve toplumsal yaşamda çok ender olarak görülen iki ayrı milletin uyum, güven ve barış içinde bir arada yaşamaları örnek olarak gösterilmiştir.

           Fakat ta Fransız devrimi ve özellikle 1.dünya savaşı öncesi Avrupa da gelişen aşırı milliyetçilik akımlarının etkisi, bazı özellikle ABD kaynaklı misyoner okullarının ayrımcılık temelli gizli örgütleme çalışmaları ve özellikle Avrupa da eğitim alan, Avrupa kültürüne acık ve daha iyi ilişkiler içinde olan Ermeni aydınlarının çabası yanında, içinde yaşadıkları Osmanlı devletinin çözülerek,  birçok milletin kendi bağımsızlıklarını kazanma sürecinin de etkisi ile kendilerince haklı olarak - " kendi bağımsız Ermeni devleti kurma isteği" ne yönelik çalışmalar hız kazanmıştı. Osmanlı devletini zayıflatmak, bölmek ve bu topraklarda sömürü düzeni kurmak amaçlı ,içerideki her türlü etnik ve ayrılıkçı toplulukları destekleyen o zamanın emperyalist Fransa ,İngiltere ve Rusya nın da özel çabaları ile ne yazık ki  uzun süreli savaş ve yoklukların zaten zor duruma düşürmüş bu halkları yeniden bir yıkım sürecine hazırlamışlardır.  Gerçi insanlık tarihi zaten savaş ve ülkelerin mücadelesi tarihi de değil midir. Doğrusu her zayıflayan ülkede etnik, dini, coğrafi, siyasi bölünmeler baş göstermiştir. Şimdi de Irak, Suriye, Libya vb. olduğu gibi. Osmanlıların gittikçe zayıflaması ve birçok bölgesinin işgal edilmesi ve bu dağılma sürecinde, bu durumu fırsat olarak gören özellikle ermeni halkından çok, az ama örgütlü ermeni komitelerinin yıkıcı silahlı eylemlere başlamışlardı. Öyle ki bu ayrılıkçı ve yıkıcı amaçlı temel oluşumların ideolojik temelleri ta 1840 yıllarında atılmıştı. Ama ilginç olanı tüm bunlar bir halk bağımsızlık hareketi değil ,sadece silahlı, örgütlü, iyi propaganda yapan küçük bir aydın-genç azınlık hareketi idi. Hatta bu amaçlarının gerçekleşmesi için destek istedikleri Ermenilerin en büyük patriğinden destek alamadıkları için onu da öldürmüşlerdir. Bu patrik " Ermenilerin kadim toprakları burası olduğu doğrudur, fakat biz hiç bir bölgede çoğunlukta değiliz, diğer toplulukları yok ederek bağımsız bir devlet hakkaniyet üzerine kurulamaz, sadece ermeni toplumunu ateşe atmaktan başka işe yaramaz " dediği için. Bunun gibi, bireysel katliam ve tedhiş yani toplumu büyük oranda tehdit eden eylemlerin yanında, büyük ölçüde bir ilçe ve bölgenin tamamında egemenlik kuran ve bu bölgelerdeki her türlü diğer halklara yaşam şansı tanımayan Van, Erzurum, Bitlis, Haçin ,Zeytun ,Sason v.b  büyük çaplı ayaklanmalara girişmişler yüz binlerce insanın ölümüne sebep olmuşlardır. Şu an unutulmuştur, bizim bölgemizde yer alan Keban ilçesinde dahi, ilçe merkezine nasıl baskın yaptıkları, devlet dairelerini nasıl ele geçirdikleri, nasıl kahramanlıklar yaptıkları kendi kaynaklarında yazılıdır. Bunun yanında Fransa, İngiltere, Arap ayaklanmaları ve doğuda özellikle Rusya ile ölüm -kalım denilecek bir savaşın içinde iken devletin resmi kurumlarını ele geçirme, karakollara saldırma, orduya giden silah-cephane ve gıda yollarını kesme, silahlı alaylar oluşturarak düşmanla birlikte ülke topraklarını ve halkı yok etme çabası içinde bulunan bu ayrılıkçı ve yıkıcı eylemlere karşı ne yapılmalı nasıl önlem alınmalıydı. Yapılan şey savaş koşullarında cephe arkasında güvenliği sağlamak, bozucu etkiyi en aza indirgemekti. Bu nedenle birçok olumsuz sonuçları olacağını da ön görerek olası tehdit olan bölgedeki Ermenileri başka bir bölgeye göç ettirmek kararı alınmıştır. Yaşlı, kadın ve çocuklardan oluşan, çok zorlu olan bu göç ve göç yollarında kötü davranış, çeşitli eşkiya, etnik gurup baskıları, hastalık, açlık vb. birçok koşullar nedeni ile yüzbinlerce insanın yok olduğu da doğrudur. O günün koşullarında ,o imkansızlıkta ,ülkenin tam anlamı ile uçurumun kenarında bulunduğu bir dönemde bu değil, şu yapılmalıydı diye iyi bir fikir var mıdır?. Günümüze yakın zamanlarda dahi bizim dışımızdaki emperyalist ülkeler çeşitli halk hareketlerine karşı daha insanlık dışı önlemler alabildiği unutulmamalıdır. Belki bizler, Ermenilere karşı olumsuz bir ön yargıda olabileceğimiz kanısı ile olaylara kendi yararımız, kendi resmi tarihimiz açısından bakmış olabiliriz, doğrudur. O zaman savaş dönemindeki Rus vali ve komutanlarının rapor ve anılarına bakabiliriz. Savaş sonrası bu ülkelerin barış amaçlı ve genel savaş ve kayıpları değerlendirildiği, ağır hesaplaşmaların yaşandığı Londra konferansı, Mudanya Mütarekesi, Sevr antlaşması ve hatta bizzat bu savaşı yaşayan iki taraf olan Türk ve Ermeni devletleri arasında yapılan Gümrü Antlaşmasında dahi şu ana kadar devam ederek gelen SOY KIRIM iddiaları neden dile getirilmemiştir?  Dile getirilmeye çalışıldığı anlarda neden üzerinde durmaya dahi değer görülmemiştir? Şimdi dahi Türk devletinin “Gelin tüm arşivleri açalım, olayları bilim adamları ve tarihçiler değerlendirsin”  teklifi hala kabul görmemekte, MAĞDURUZ söylemi devam ettirilmektedir. Ve hatta ilk Ermeni devletinin başkanı tarafından bizzat -bir nevi öz eleştiriyi ifade eden- yazılan kitap dahi kendi ülkesinde yasaklanmış ve yayından kaldırılmıştır.

         Bu olaylar sonucu, eğer ki 1 milyon Ermeni öldü denilerek, soy kırım iddialarında bulunanlara, bu bir soy kırımsa; hiç bir ülkeye saldırmamış iken, işgal etmemiş iken, sadece emperyalist devletlerin kendi çıkarları için yarattıkları savaşta bizim 5 milyon insanımızın ölmesi ve ülkenin baştanbaşa yıkılması neden soy kırım olarak adlandırılmamaktadır? . Çünkü doğrusu bizim milletimizin genel eğitim düzeyinin düşük olması, yaşantı ve acımızı dil, edebiyat ve tarihe aktarma bilincimizin yetersizliği, acılarımıza başkalarını ortak etmeden kendi içimizde yaşama anlayışı ve güçlü bir uluslararası ilişki ve lobilerimizin olmamasından dır.  Oysaki  O savaş ve yıkım dönemlerinde bu topraklarda yaşayan her toplum gibi bizimde acı ve yıkımlardan payımızı aldığımız gerçektir.

          O dönemin koşulları, küçük bir azınlığın maceraperest tutumu ve yanlış stratejileri neden ile çoğunun hiç taraf olmadığı ve hak etmediği ölüm, sürgün ve benzeri üzücü olayların yaşanmasına, sebebiyet verilmiştir. Onlar da bu toprakların en değerli halklarından biridir. Tabi ki bütün bu olanlar için üzgünüz. Acılarını paylaşıyoruz. Fakat tarihteki olayların yeniden halkların nezdinde tekrar kin ve düşmanlık sebebi haline getirilmesini, Türk halkını hak etmediği bir şekilde SOYKIRIMCI olarak gösterilmesini, doğru bulmuyoruz. Dediğimiz gibi her iki ülke bu konuları detaylı görüşmek, karşılıklı yeni bir anlayış geliştirmek barış ve kardeşlik ortamını yeniden oluşturmak için bir araya gelmelerinde yarar görüyoruz. Tıpkı uzun savaşlar sonrasında Atatürk döneminde Türk ve Yunan ilişkilerinde kin ve düşmanlığın bir kenara itilerek, yeni bir dost ve müttefik bilinci geliştirilmesi gibi bir oluşum a ihtiyaç vardır. Ki bu iki ülke tüm yaşananlara rağmen öyle bir anlayış geliştirmişlerdi ki, kim Yunanistan’a savaş ilan ederse direk Türkiye ye savaş ilan etmiş olacağı aynı şekilde Türkiye’nin olası bir savaş halinde, Yunanistan’ında savaşa gireceği gibi bir dostluk ve antlaşma kültürü yaratılmıştı.

      Elbette bu olaylar ölüm ve yıkımlar için üzgünüz. Dünyanın neresinde olursa olsun insanlığa yönelik her türlü zulmü kabul etmiyoruz. Temel inanç ve ideolojimiz hiç bir dini, etnik hatta ideolojik ayrışma ve yıkımlar olmadan hoşgörü, barış ve kardeşlik anlayışı doğrultusunda bir arada yaşamaktır. Her sene ağızımız var ama dilimiz yok diye, güçlü bir ülke olamadılar diye, iç karışık ve etnik gurupları da bu sebeple cesaretlendirerek zayıf düşürürüz, uluslararası ilişkilerimiz güçlü bazı kazanımlar elde ederiz diye sürekli gündeme getirilmesini, halkımızın bir soy kırım iddialarıyla haksız yargılanmasını doğru bulmuyoruz. Belki de bütün bunlar için söylenecek tek şey kasıtlı bir soy kırım yapma değil; bir ülkenin ayakta kalma ve kendini savunma çabasındır.


İrfan Göksu

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Yap Yeni Üyelik

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner45

banner39

banner44

banner56